Botter Apartmanı, İstanbul’un hareketli bir noktasında, tarihi bir apartmanda geçiyor ve hikâye, psikiyatr Kaan’ın bakış açısından ilerleyerek hem apartmanın geçmişini hem de güncel yaşantısını aktarıyor.
Ancak romanda dilin derinlik ve zenginlikten uzak olduğunu hissettim. Anlatım çoğu zaman yüzeysel; cümleler kısa, tatsız ve çoğu zaman zorlamalı. Bu da karakterlerin duygularının okuyucuya geçmesini güçleştiriyor.
Esta ve Kaan arasındaki aşk özellikle inandırıcı değil. Farklı kültürlerden gelen iki kişinin, birbirlerini sadece birkaç kez görmelerine rağmen yoğun bir tutku hissetmeleri gerçeklikten uzak. Esta karakteri yeterince derin işlenmemiş; geçmişi ve psikolojisi hakkında arka planda neredeyse hiç bilgi yok. Bu nedenle karakter kafamızda canlanmıyor ve yaşanan aşkın yoğunluğu ikna edici gelmiyor.
Aile içi sırlar teması tahmin edilebilir bir şekilde işlenmiş. Örneğin Kerem’in, Selim’in oğlu olduğu baştan seziliyor ve kitabın sonunda sürpriz etkisi yaratmıyor. Mevlevi karakteri ise kurguya derinlik katmak için eklenmiş gibi duruyor ama yeterince işlenmediği için hikayeye anlamlı bir katkı sağlamıyor.
Sonuç olarak, Botter Apartmanı fikir ve tasarım açısından ilgi çekici bir çalışma olsa da; yüzeysel karakterler, dilin zayıflığı ve ilişkilerin gerçeklikten uzaklığı nedeniyle beklentilerimi karşılamadı. Roman, fikir açısından merak uyandırsa da, anlatım ve karakter derinliği açısından yetersiz kalıyor.