"Sadece tutkuları erdemlerinden daha güçlü olduğu için bir araya gelen bir çiftin hayatında kalıcı mutluluğun ne kadar az mümkün olabileceğini ise kolaylıkla tahmin edebiliyordu."
"Elizabeth küçük düşmüştü, acı çekiyordu; tövbe ediyordu, neye olduğunu bilmese de. Onun sevgisini kıskanıyordu, sevgisini hissetmeyi artık umut edemese de. Ondan haber almak istiyordu, ona ulaşmanın hiçbir imkanı olmadığı halde. Onunla mutlu olabileceğine inanıyordu, artık bir araya gelmeleri imkansız göründüğü halde."
"Ciddiyeti hak eden yaşamı, salt karşısındaki kişiye hayranlık duymakla, onun gülümsemeleriyle ve işlevleriyle heyecanlanan bir yaratığın okşayışları içinde sonu gelmez boş vaatler geçirmekle heba eden kadının ruhunun ölümsüz olduğu söylenemez."