Açlık oyunları serisini yıllar önce okumuştum filmleri çıkmadan önce. O zamanlar dilimize çevrilen distopya kitapları maalesef çok az olduğunu için benimde okuduğum ilk distopya serilerindendi fakat kitabın dilini sevmemiştim ve bence bir kitaplık olacak hadi taş çatlasın iki kitaplık bir seri gereksiz uzatılmış gelmişti. Kitapta ne anlatmak istediğini anlamadığım yerler olmuştu çeviriden kaynaklandığını düşündüm hep ama neredeyse 10 yıl sonra tekrar bir Susanna Colins kitabı okudum bu da Kuşların ve Yillanların şarkısı oldu bence bu kitap konu olarak hikaye olarak Açlık Oyunlarından daha tatmin edici ve daha tadında bırakılarak yazılmış bir kitap. Ancak ve ancak aradan onca yıl gectikten sonra hala Colinsin anlatımını yeterli bulmuyorum kalemi guclenmemis evet ilginç hikayeler işliyor ama anlatmada ve tasvir etmede hala çok büyük sıkıntıları var karakterlerin duygularını anlayamıyorum geçirmiyor bana hissedemiyorum. Mekan tasvirlerine hiç girmeyeceğim Açlık oyunlarında yaşadığım sıkıntıları burada da yaşadım yani mekanları tasvir etmiyor çok kısa geçiyor ve açıkçası buda beni kitap okurken yoruyor ben ağaçlık bir yer hayal ederken mesela aslında daha sonra öğreniyorum ki burası bir arenaymis arenanın nasıl olduğu hiç tasvir edilmemiş daha sonra öğreniyorum oranın arena olduğunu gibi gibi yani. Güzel hikayeler kurgular yazsada anlatım olarak hala eksik o yüzden arayacağım yazarlardan olmayacak Collins. Ama seriyi ve Açlık Oyunları evrenini seviyorsanız bu kitabı daha çok beğenecegizden eminim. Snow karakyerinin hikayesi daha etkileyici geldi bana.