O saniyede, yani bunalımdan önceki son bilinçli anda kendi kendine bütün açıklığıyla, "Bu an bütün hayata bedel" diyebildiğine göre kuşkusuz o an kendince bütün hayata bedel oluyordu. Yine de bu iddiayı mantık bakımından savunmuyordu. Çünkü bönlük, ruhsal karanlık, budalalık bu "yüce dakikaların" yadsınamayan bir sonucu olarak önündeydi.
O anı düşünürken birçok kez kendi kendine, bütün bu kendini aşan anlayışın, hayatın doruk noktasına varışın; sonuç olarak bütün bu şimşek gibi gidip gelen anların ve parıltıların bir hastalık, doğal olmayan bir hal sayılması gerektiği kanısına vardı. Öyleyse bunu yaşamın doruk noktası değil, belki de uçurumu saymak daha yerinde olacaktı.