Bizler, inanmak istediğimiz gerçekleri seçeriz. Arkadaşlarımızı, sevgililerimizi ve eşlerimizi sadece bizim onları algılama biçimimize göre değil, onların bizi algılama biçimine göre de seçeriz. Fiziksel olgulardan farklı olarak, yaşamın içindeki olaylar sıklıkla şu ya da bu teoriye tabi olabilir ve gerçekte ne olacağı büyük ölçüde hangi teoriye inanmayı seçtiğimize bağlı olabilir. Hayatta kalmamızı sağlayan ve hatta bizi mutluluğa iten teorimizi kabul etmeye olağanüstü derecede açık olmak, insan zihninin bir armağanıdır.
İnsanlar bilimsel bir sonuca inanmak istediklerinde, bir yerde yapılan bir deneyle ilgili belirsiz bir haberi bile ikna edici bir kanıt olarak kabul ederler. İnsanlar bir şeyi kabul etmek istemedikleri zaman, Ulusal Bilimler Akademisi, Amerikan Bilimi İlerletme Derneği, Amerikan Jeofizik Birliği, Amerikan Meteoroloji Derneği ve binlerce bilimsel çalışmanın tümü tek bir sonuç üzerinde birleşebilir ve insanlar yine de inanmamak için bir neden bulabilirler.
İnsanlarla bireysel olarak ne kadar çok etkileşime girer ve onların belirli niteliklerine maruz kalırsak, zihnimizin stereotip eğilimimize karşı koyacak o kadar çok cephanesi olur çünkü kategorilere atadığımız özellikler yalnızca toplumun varsayımlarının değil, aynı zamanda kendi deneyimlerimizin de ürünleridir.