Yeryüzünün en kadim anlatıcıları rüzgarlardır. Şehirlerin gürültüsünü, dağların sessizliğini ve denizlerin hırçınlığını heybelerinde taşırlar. Fakat kuzeyin o iki fırtınalı kardeşi, Poyraz ve Karayel sahneye çıktığında, doğa kendi sesini kısar ve sadece onları dinler. Onlar, gökyüzünün hem en sert hem de en şiirsel iki efendisidir.Biri denizleri ayağa kaldıran keskin bir çığlık, diğeri dağlardan şehre inen ağır ve mağrur bir uğultu... Poyraz ve Karayel, yeryüzünün ritmidir. İkisi de üşütür, ikisi de fırtınalar koparır ama ikisi de bu dünyaya ait olmanın, direnmenin ve ayakta kalmanın ne demek olduğunu hatırlatır insana.
Rüzgarların bu sert şarkısı, aslında doğanın kendi kendini yenileme biçimidir. Poyraz’ın hırçınlığı denizleri temizlerken, Karayel’in soğuğu toprağı geleceğe hazırlar. Ve insan, bir kış günü yakasını kaldırıp bu iki rüzgara karşı yürürken anlar: Bizi büyüten, sadece güneşli baharlar değil; ruhumuza dokunan bu mağrur kuzey fırtınalarıdır.