Şairsek şiir yazacak, mühendissek teknoloji geliştirecek, zenginsek yardım edecek, genç ve dinamiksek yaratıcı eylemler organize edeceğiz...
Neredeyse baştan sona cihadı konu alan Tevbe suresinin, herkesi kapsayan bir mücadele alanı olduğunu hatırlatan 122. ayeti, meselenin içinden çıkmamıza yardımcı olabilir:
"Bununla beraber müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluklarını uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar."
Bu ayet bize, her varlık alanının kendi içerisinde bir tür mücadeleyle sorumlu olduğunu ve kendi doldurduğu bu boşluk için mücadeleye devam etmesinin son derece önemli olduğunu gösterir.
"Bir vasfım olmadığına göre yapacak bir şeyim yok, elimden hiçbir şey gelmez." Oysa pek çok vasfımız vardır: mümin olmak, kul olmak, birinin evladı, birinin eşi, birinin annesi olmak...
Hasılı, bu dünyayı yaşarken öbür dünyayı inşa ederiz. Hiçbir ilişkimiz sadece muhatabımızla bizim aramızda cereyan etmez. Ucu Allah'a varır. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn, "Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve kuşkusuz dönüşümüz O'nadır." bu demektir. Bu nedenle bizim nihai hedefimiz hiçbir konuda görünür dünyayla sınırlı değildir.
Doğrusunu isterseniz ben, güzel ve iyi bir fikri olanın gücünün yetmediği yerlerde illa bir destek bulunacağına inanırım. Planın elimizdeki güce göre yapılmasını değil, elimizdeki plan iyiyse gereken gücün bulunacağını, fikrin güzelliğini görenlerin onun etrafında toplanacağını savunurum.