bir gün
bir akşamüzeri
yanından geçtim
bütün dünyayı dolaşmışım gibi
kulaklarımda çın çın demir sesleri
sanki iki çağı birbirine değdiriyorlar
sanki bazı seslerin içi var
içimde olmamış bir meyvenin daldan koparılma sesi
birbirinin yanından geçerken
iki çağ birbirine başka ne diyebilirdi ki
eriyorum
bu saçta ben ne zaman bir sokağı dönsem
göğsümden bir şey iniyor yere
aklımın ucunda seninle ilgili bir serinlik
içimde yeni bir yeryüzü şekli
nereye sürsem düzelmeyen bir eğimle
bazı günler yok
bazı günler sadece bitiyor
sevgilim
artık başım tam gövdemin üstünde değil
rüzgâr alan yerlerim
su geçiren yerlerim
karın boşluğumda tayını salan atın sesi
kulaklarımda göğe fırlatılmış
hep birbirine çarpan iki taşın sesi
ağacıma salıncak kuranların sesi
sorduğum herkes seni uzaktan tanıyor
gittiğim her yerden az önce çıkmışsın
kime baksam
kim bana baksa
içimde incinmiş bir atın o son cümlesi
ölmek değil
asılmak istiyordum
dünyaya tayımı saldığım günden beri
seni ben
gövdemde tir tir titreyen bir kuş
ters dönmüş bir kaplumbağa
seni ben
durup dururken değil
içinde sıkıldığım bir yeryüzü
içimde sıkılan bir yeryüzü var
diye diye icat ettim sevgilim