Tekrar okuyunca anladım ki belleğimde Anna Karenina'da anlatılanlarla ilgili neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Karakterleri, sahneleri neredeyse hiç anımsamıyordum. Tamamen farklı bir kitabı okuduğum hissine kapıldım. Ne tuhaf, dedim içimden. İlk okuduğumda çok etkilendiğimden şüphem yoktu, ama sonuçta, aklımda hiç yer etmemişti. Yaşanmış olmam gereken duygulanımlar, içimi titreten, kabaran hisler belli ki tamamen silinip gitmişti.
Yalnızca şaşırıyordum işte. Dünle evvelsi günü ayırt edemememe, böyle bir yaşam içerisinde sıkışıp kalmış, yutulmuş olduğum gerçeğine. bıraktığım ayak izlerinin ben daha dönüp bakmaya zaman bulamadan, göz açıp kapayana kadar rüzgârla silinip gitti gerçeğine. böyle zamanlarda banyodaki aynada yüzümü seyrederdim. On beş dakika kadar hiç kımıldamadan izlerdim. Kafamın içindekileri boşaltarak, hiçbir şey düşünmeden, kendi yüzüme sadece bir nesneymiş gibi bakardım... Bunu yaptığımda yüzüm sanki gitgide benden ayrılmaya başlardı. Benimle aynı anda var olan başka bir şeymiş gibi.