İlkbahar ya da kış, hayatın formaliteleri, hava durumu, gündelik hayat rutini. Artık şaşırtıcı bir şey yaşanamaz: Beklenmedik, alışılmadık, korkunç olan bile şaşırtmaz, çünkü insan bütün değişiklikleri bilir, hepsini hesaba katar, iyi ya da kötü hiçbir şey istemez. Yaşlılık işte budur. Kalpte hâlâ bir şey yaşar, bir anı, bir şekilde bir yaşam amacı, insan birini tekrar görmek ister, bir şey daha söylemek ya da öğrenmek ister ve o anın geleceğini bilir ama sonra birden, gerçeği öğrenmek ve ona cevap vermek insanın beklemekle geçen yıllarda sandığı kadar önemli olmayıverir. Yavaş yavaş dünyayı anlar ve sonra ölür.
Çünkü daima “ötekini” severiz, daima onu ararız; hayatın bütün koşullarında ve değişikliklerinde… Bunu biliyor musun? Hayatın en büyük sırrı ve en büyük hediyesi, “aynı türde” iki insanın karşılaşmasıdır. Bu son derece nadir görülür; doğanın hile ve zora başvurarak böyle bir ahengi engellemesinden kaynaklanıyor olmalı. Belki de sebebi, dünyanın yaratılması, hayatın yenilenmesi için birbirini ebediyen arayan, zıt akortlu insanlar arasında oluşan gerilime ihtiyaç olmasıdır. Bilirsin işte, dalgalı akım… Nereye baksan, pozitif ve negatif yükler arasında enerji alışverişi. Bu ikiliğin içinde ne çok umutsuzluk, ne çok kör umut var!