Ah on beş sene evvelki çocukluk ve şimdiki ben…Tatsız, neşesiz,muhabbetsiz,aşksız ve heyecansız,her şeysiz,boş bir hiçten daha boş geçen eziyetli,soğuk hayat.Şimdi kirli emellerle,hırslarla,gerçekte hiçbir değeri olmayan erişilmez arzularla,kısacası bütün bunların şaşırtıcı bir özeti olan o sebepsiz ve tahammül bırakmayan kararsızlıklarla yaralı olan ruhum, kalbim ve maneviyatım…Şimdi daha bu gece görülmüş gibi, on beş saniye evvel görülmüş ruhani ve kıymetli bir rüya gibi saadetleri unutulmayan ve zaten gürültü ve hüsran dolu bir rüya olan geçici ömür içinde yalnız kâbus olmayan çocukluk ve hatıraları…Şimdi düşünüyorum ki, hayatta bu mecbur ve şefkatsiz geçmişlerin hiç olmamış gibi geçişinden meydana gelen ne garip bir hiçlik, ne yok oluş düşkünü ve hayal dolu bir boşunalık,ne belirsiz, ne gizemli bir sürat var !…
Bir gün, yağmurlu, kasvetli bir kış günüydü. Can sıkıntısından kaynaklanan dağınık düşünceler içinde kitaplarımı karıştırıyor, elime aldığım kitapların sonlarına, yahut sevdiğim sayfalarına yorgun gözlerimle bakıp tekrar bakıyordum.