Her işin başı sağlık. Şu dünya yolculuğunun tadımız kaçmadan devam etmesi, bitmesi önemli. Kulluk vazifelerimizin ifası da sağlığa bağlı. Zaten akıl sağlığı yerinde olmayanlarımız kulluk yapma onurundan mahrum. Biz dünya hayatının da âhiretin de zorluk ve sıkıntılarından Rabbimiz’e sığınırız. Namazlarda da tekrarladığımız birçok nebevî dua bu hususta neyi nasıl isteyeceğimize rehberlik ediyor.
Fakat öyle görünüyor ki şu yaşadığımız çağda beden sağlığımızı alabildiğine önemserken ruh sağlığımızın ciddi tehdit altında olduğunu göz ardı ediyoruz. Dünya hayatının tek, biricik hayat olduğu propagandası; dolayısıyla başarımızın, rahatımızın, konforumuzun, hazzımızın burada başlayıp burada biteceği algısı panikletiyor, adeta bir paranoya halinde yaşamamıza sebep oluyor. Hem kendimiz çekilmez birine dönüşüyor, hem hayatı başkalarına zehir ediyoruz.
İnsanlığı esir alan bu dünyaperestlik temelde bir iman sorunu. İman, ilk akla geldiği üzere sadece âhiretle ilgili değil. İmanın iki meyvesi vardır denilir; biri peşin, diğeri ertelenmiş olan. Peşinden kasıt, iman dünya hayatına da müdahale eder, huzur ve sekînet verir. Mümin kişi bütün işlerin Allah’a döneceğini bilir, O’na dayanır, güvenir. Dolayısıyla dünyaperestlerin düştüğü panik, tatminsizlik, anlamsızlık boşluğuna düşmez. Sâlih kulların meyvesi ise hiçbir şeyle kıyas edilemeyecek derecede lezzetlidir. Onlar kaynaklarımızda “halâvetü’l-iman: iman tatlılığı” denilen bir hal üzeredirler. Rableri ile irtibatları “lütfun da hoş, kahrın da hoş” muhabbetine ve teslimiyetine boyanmıştır.
İmanın ertelenmiş meyvesini ise herkes bilir: İnsanın Rabbi’ne kavuşması, vuslat, cennet ve cemâl. Burada belki hatırlanması gereken şudur: Kusurlu, kırılgan bir bedenle ve sürekli dönüşüp durmakta olan kalple yaşadığımız bu hayatta her şey yarım,