İslâm'da hayat ile güzellik, vazife ile zevk , ahlâk ile sanat iç içedir. Her şey gibi sanat da ne hayattan , ne de inançtan kopuktur . Aksine fıtrat anlamına gelen ahlâka hizmet eden bir araçtır . Müziğin, mimarinin, tezhibin , şiirin , kısacası bütün sanatların gayesi kişinin edebini , kişiliğini, kulluğunu güzelleştirmektir.
İslâm 'da doğruluk güzellikten, güzellik de doğruluktan ayrılamaz. Bir inanan hem doğru , hem de güzel iş yapmak durumundadır. Hem güzel, hem doğru insan olmak zorundadır. Fikri , işi , eseri doğru ve güzel olmalıdır.
Her şeyi doğru yapma gayretinin yanına güzellik boyutunu ekleyemedik . O yüzden konuşurken maalesef doğruyu söylerken güzelce söyleyemedik . Hatta âyetleri ve hadisleri bile muhataplarını kırıcı, incitici şekilde kullananlarımız oldu .
İşlerimiz hem doğru olmalı , hem güzel. Şairliğimiz , kunduracılığımız , anne-babalığımız , evlatlığımız, akademisyenliğimiz, grafik tasarımcılığımız , kısacası hayatın her anında, her alanında hem doğru, hem de güzel olmalıyız.