Kesin bir iman ve müşahedeye dayanarak inanıyorum ki; güç ve kuvvet ancak Yüce ve Azametli olan Allah'ındır. Ben kendi başıma hareket etmedim; beni O harekete geçirdi; ben kendi başıma bir iş yapmadım; beni bu işe O istihdam etti. O'ndan dilerim ki; önce beni ıslah etsin, sonra benim vesilemle başkalarını ıslah etsin. Bana hidayet versin, sonra benimle hidayet dağıtsın. Bana hakkı hak olarak göstersin ve ona uymayı nasip etsin; bâtılı bâtıl olarak göstersin ve ondan sakınmayı lütfetsin.
Kendi kendime dedim ki: "Manevî hastalık ortalığı sarmış, doktorlar hastalanmış, insanlar uçurumun kenarına kadar gelmişler; bu saatten sonra uzlet ve halvet senin neyine yarar?" Sonra şöyle dedim: "Karanlığa karşı koymak ve ümmetin tasasını gidermek için ne zaman harekete geçeceksin? Devir fetret devri, devir bâtıl devri. Halkı tuttukları yolları terk edip hakka tabi olmaya çağırsan sana topyekûn düşman olurlar. Onlarla nasıl baş edecek, nasıl birlikte yaşayacaksın? Bu iş ancak uygun zamanda ve güçlü, dindar bir sultanın desteğiyle başarılır."
Böylece Allah'la aramda "inzivaya devam etme" bahanesine sığındım. Hakkı izhar etmeye gücümün yetmeyeceğini, zamanın şartlarının buna elvermediğini mazeret gösterdim.
Fakat takdiri ilahî öyle gelişti ki, zamanın sultanının arzusunu , dışarıdan değil, kendi içinden harekete geçirdi ve Sultan, bu fitneyi çözmem için Nişabur'a gitmemi emretti.
"Eğer ahirete inanıyor ama ona hazırlık yapmıyor ve onu dünya karşılığında satıyorsan bu ahmaklıktır. Sen ki değersiz iki şeyi bile bir şeye karşılık satmazken, nasıl olur da sonsuz ahireti sayılı günlere karşılık satarsın? Yok, eğer ahirete inanmıyorsan, o vakit sen kafirsin; öyleyse iman etmek için kendini sorgula, içindeki küfrün sebebini düşün. Mümin görünerek kendini süslemeye ve şeriatı diline alarak şeref kazanmaya çalışsan da senin gizli mezhebin inkârdır ve dışa yansıyan cüretkarlığının sebebi de odur.”
İnsan , beden ve kalpten yaratılmıştır.
Kalpten kastım, ölülerin ve hayvanların da paylaştığı et ve kandan ibaret olan cisim değil, bilakis Allah'a ilişkin bilginin mahalli olan ruhunun hakikatidir.