Bu dünyada her şey yarım kalır. Bu nedenle, bir yere varmaktan ziyade yolda olmak daha mühimdir. Neden ve neticeden değil niyetinden sorumlu insan. Kesilse nefesi, yarım kalsa da menzili, niyeti dahilinde yolu tamamlamış sayılır...
Bu söz, imparatorluk ve ulus devlet farkını çok güzel orta-ya koyar. Gerçekten de imparatorluklar sürekli yayılma eğiliminde ve zorunluluğunda oldukları için sınır ötesinde sürekli savaş halindedir. İmparatorlukların bakiyesi olan ulus devletler ise, dışarıda savaşmamalarına rağmen genellikle iç çatışma ve kutuplaşmalara maruz kalırlar.
Bunun belki bir sebebi ulus devletlerin demokrasi ile yönetilmesi, dolayısıyla iç çekişmenin yüksek olmasıdır. Yani ulus devletlerde baskı daha az olduğu için farklı görüşler kendilerini ifade eder, dolayısıyla tek görüş hâkim olmaz diyebiliriz.
Büyük siyasî yapılar, yani imparatorluklar toplumsal enerjiyi doğru kullanarak büyümüştür. Bu konuda güzel bir örnek var. Fransız hikâyeci Maupassant'ın kısa hikâyelerin-den birinde iki eski asker, kırlara çıkar, yürürler. Bir yerde dinlenmek için otururlar. Uzaktan top sesleri gelmektedir. Fransız ordusu Alman ordusuyla savaşmaktadır. İki yaşlı adam kendi savaş günlerini konuşmaya başlarlar. O arada biri diğerine der ki: "İmparatorluklar dışarıda, cumhuriyetler içeride savaşır."