Akıl kadar duygu; dış düzen kadar kişinin kendi özü/ bireyselliği; dış otorite kadar insanın kendi iç sesi/ vicdanı; kendisine dayatılana karşı kendi keşif süreci birlikte yürür.
Akıl ahlakî, dilsel ve metafiziksel bir güç olduğu için, sadece bir düşünme biçimi değil aynı zamanda bir yaşama biçimi olarak da kendini gösterir. İnsanın içindeki gerçek gücün açığa çıkabilmesi için bir düşünce formu olarak akıl yetmez; yanına eylem dünyasının da eklenmesi gerekir.
Düşünme, anlama, hikmetle bağ kurma yetkinliği olarak akıl, vahye muhatap olma yeteneği ve dünya düzenini kavrama aracı olarak insanın en etkin gücüdür.
Felsefe geleneği aklı daha da yüceltir. Farabî'de kozmik bir düzenin merkezi olarak öne çıkarılan akıl hem bireyin olgunlaşmasını hem de toplumun adaletini sağlar. Böylece Erdemli Şehrin( ek- Medinetü'l Fadıla) hem kurulmasında hem de yönetilmesinde kurucu bir rol atanmak suretiyle aklın siyasal olana nüfuz ettiğini ve kamusal alanla tanıştırıldığını görürürüz
Mutezi'de metafizik bir ilke olarak kurgulanan akıl hem anlama hem de hüküm koyma yetisiyle donatılır. Eş'arilerde akıl imanın sınırında terbiye edilir. Maturîdîlerde insanın içindeki Allah elçisi olarak yüceltilir.