Zavallı hafıza ! Günden güne yok olduğunu hissettiğimiz vücut denilen şu toprak yığıntısının üzerinde senelerce muhafaza eder... Bir sözü , bir tebessümü yıllarca saklar... Etrafında baş döndürücü bir hızla geçen bütün hatıra ve tesirleri hemen tutmaya çalışır. Bu tahammülü veren istikbal biter ; hayatımıza eşlik eden mazi , unutuşlar deryası içinde yok olur. O zaman ölümcül şekilde yaralanmış bir asker gibi bizi mezarın kapısında bırakarak hizmetini terk eder.
Yıldızlar karanlık içinde parladığı gibi fakirlik ve sefalet içinde de saflık ve yücelikle parlayan ruhlar yok mudur ? Bir kalp sevmek için mutlak servete ve asalete mi muhtaçtır ? Bence en hakiki ikbal , ruhun göründüğü iki güzel göz ; en büyük servet , kalbin hissini gösteren gül renginde dudaklardan akseden tebessümdür. Güzellikten büyük asalet , temiz kalpten büyük bir servet mi olur ?
Ağlamak , uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar bizde o kuvvetin de mahvolduğu vakitlerdir ki onun yerini alan dokunaklı bir sessizlik en şiddet acıya dökülen gözyaşlarından daha yürek sızlatıcıdır.
Gücünün yetmediği şeyleri taşımaktan zayıf düşmüş kollarını anneciğini kucaklamak için semanın o tarafına doğru uzatarak " Aman , imdadına yetiş..." dedi.