Ben işte o tutunmak zorunda olduğum canım kendimi, şimdi bir devlet hastanesine yatırdım.Kalbim hala cılk yara ama her gün antibiyotik veriyorlar, iltihabın bir vadede kuruyacağını umuyorum. Bazen insanlar niye aniden sessizleştiğimi soruyorlar.Bilmiyorlar ki, o anda yorgun ve sinirli bir hemşirenin çok acıtarak taktığı serumumu alıyorum.
Kendimi tıbbın kollarına bıraktım, gıkımı bile çıkarmıyorum, çaktırmadan iyileşiyorum.
Ölüm hakkında düşünmeyeyim diye kendimi neye saracağımı şaşırdım .İçimde öyle büyük bir boşluk oluştu ki; göğsümdeki koca,, katran kazanının içine ne atsam, kara delikte kaybolur gibi kayboluyor. Adeta meteliğe kurşun atıyor içim.Ne yaparsam yapayım dolduramıyorum, doldurmaya yaklaşamıyorum bile.Biraz daha böyle sürerse mecburen Doktor Umuz'u arayacağım.
Bu arada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. İnsanların çayı şekerli içmelerinin eleştirilmesinden çok sıkıldım. Evrimimizin tamamen şeker peşinde ve şeker uğruna gerçekleştiğini bilmeyen insanlar bu konuda resmen"sugarshaming"yapıyorlar bence. Tamam ,sağlıksız olduğu söylenebilir ama sonuçta atalarımız böyle hayatta kalmış. Azıcık analiz, azıcık sentez rica ediyorum.Akşamdan akşama bir şekerli çayımız var, ona da karışmasınlar be.
Güçlü olmakla dayanıklı olmak arasında dağlar kadar fark var bence. Güçlü olup meydanlarda savaşanlardan çok bir köşede sinsi sinsi dayananlar hayatta kalıyor, dikkatini çekti mi hiç?