'Ben sizden de değilim, diğerlerinden de.'
Ben, ölüme dair yemin etmeyenlerden, tehdit savurmayanlardan, dinini ve ırkını aklının yerine koymayanlardanım. 'Ben hâlâ şiir okuyanlardanım.'
Sevgili dostum, bir gün Voltaire'nin kitabında, İstanbul'daki bahçıvanın, huzur arayan Candide'e verdiği, "Bahçeni yetiştir!" öğüdünü örnek göstererek, "Hikâyeni anlat!" demiştin bana, hatırlıyor musun?
"Sadece hikâyeni anlat!"
Ben de öyle yaptım.
Son Ada'yı yitirişimizin hikâyesini anlattım.
O gece bana, anlatı sanatıyla ilgili bilmem gereken en can alıcı sözünü söylemiştin: "Bırak psikoloji, karakter, insan ilişkileri, eylemlerden çıksın," demiştin. "Kelimeleri güzelleştirerek ya da şiddetlendirerek, güzel tasvirlerle insan hallerini anlatmaya kalkma. Sen eylemi anlat, gerisini okur kafasında tamamlasın. Aristo da böyle demişti.
Ben sesimi çıkarmadım çünkü son aylarda yaşadıklarım, bana bir şeyi aklımdan hiç çıkmayan bir hayat dersi olarak öğretmişti: Ne yaparsan yap ama adalıların rüyalarını çalmaya kalkma. Bir umuda bağlanmak isteyen komşularına, bunu yalan olduğunu söyleme, kimseyi gerçekçi olmaya çağırma. Çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyor. Aradan bir süre geçip haklı çıksan bile bir şey ifade etmiyor bu.
Çocukluğumda durduğum bir masala göre zemheri soğuğunda, serçe ile yavrusu bir dala konmuş. Biraz sonra bıyıkları buz tutmuş ve gözleri soğuktan yaş içinde bir avcının yaklaştığını görmüşler. Serçe yavrusu, "Bak anne,"demiş, "ne kadar merhametli bir adam, gözleri yaş içinde." Anne yavrusunu ses çıkarmaması için uyarmış, "Sen onun gözündeki yaşa değil, elindeki kana bak!" demiş.