Kalp kırıklığının bu kadar acı verici oluşunun nedeni budur. Aslında bu dayanılmaz acı, kalbimizin merkezine Allah'tan gayrısının alınmasından kaynaklanır. Bu durum kalbi mahveder. Herhangi bir şeyi sadece Allah'ın olması gereken yere yerleştirmek hakiki ızdırabın özüdür.
Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: "Fitneler (imtihanlar), bir kamış hasırın örülmesi gibi kalplere sunulur. Bunları içine alan kalbe kara bir işaret konur. Onları reddeden kalbe ise beyaz bir işaret konur. Ve sonuçta kalpler iki çeşit olur: biri beyaz taş gibi bembeyazdır, gökler ve yer durdukça imtihanlardan zarar görmez; diğeri ise alabora olmuş bir gemi gibi karanlık ve paslıdır, iyiyi tanıyamaz, kötüyü reddedemez ve onun arzularına kapılır." (Müslim, 144)
İbn Kayyım (ra) bu hadisi yorumlarken kalbe sunulan fitnenin iki tür olduğunu söyler: biri arzular, diğeri şüpheler. Bunlar-dan ilki niyet ve isteklerin, diğeri bilgi ve inançların bozulmasına neden olur. (İgasetü'l Lehfan, İbn Kayyım el Cevziyye, sayfa 40)
Arzu ve şüphe fitnesi kalbe nüfuz ettiğinde bunun iki tehlikeli sonucu olur: Kalp artık iyiyi ve kötüyü aslında oldukları gibi ayırt edemez. Eğer kalp tamamen karanlığa batmışsa kötüyü iyi, iyiyi de kötü olarak görebilir. Birdenbire haram güzel, helal ise çirkin görünür. Bu durum, derinden hastalıklı bir kalbin sonucudur. Ve bu hastalık, fitnenin (arzu ve şüphe) kalbe nüfuz etmesine izin verilmesiyle meydana gelir.
İkinci sonuç ise kalbin Allah'ın rehberliğinden ziyade geçici heves ve arzular tarafından yönlendirilmesi ve hüküm verme-sidir. Böyle biri Allah'a kul olmak yerine, kendi arzularına esir olur. Ve Allah'tan başkasına kulluk, en acı verici zulüm türüdür.
Birden fazla nesneye mutlak sevgi, korku, umut ve bağlılık duyan kalbe ne olur? Bu içsel cevheri onun Yaratıcısından başkasına verene ne olur? Kalbinin en derinlerine Allah'tan başkasının girmesine izin verene ne olur? Allah'tan başka ilah olduğunda gökler ve yer viran oluyorsa başka bir ilah girdiğinde kalpler de öyle viran olur.
Hayatımızın merkezinde Allah'tan başka hiçbir şey olmamalı, O'ndan başka hiçbir şeyin etrafında tavaf etmemeliyiz. Eğer edersek hem kendimize hem de etrafımızdakilere acı çektirmiş oluruz.
Mevzu kalbi korumak olduğunda, birçok insan kalbi sertleştirmenin onu acıdan koruyacağını düşünür. Ama kalbi sertleştirmek bizi ancak neşeden korur. Kalp, yumuşak olmak için yaratılmıştır; ne kadar yumuşarsa o kadar dayanıklı hale gelir. Hz. Peygamber (sav) tarafından verilen misali hatırlayalım. Zorluk yaşayan müminin halini taze ekine benzeterek onu çam ağacı ile mukayese etmişti; rüzgâr estiğinde taze ekin eğilip tekrar doğrulurken sert çam ağacı kırılıyordu.
Kalbi korumanın yolu, onu yumuşak tutmak ve etrafını çevreleyen kaleyi, Allah'ı anmakla inşa edilen o kaleyi güçlendirmektir. Ayrıca kalp, oksijen ve zikir gıdası ile beslenmelidir. Günlük zikir reçetesine sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır.