"Raskolnikov akıllı ,aydın ,dürüst bir gençtir. Eski bir Petersburg evinin bir dolabı andırır küçücük çatı bölmesinde oturmaktadır, çevresindeki yoksulların yaşamını gözlemekte, yalnızca kendisinin değil binlerce başka insanın da bir düzen içinde yazgılarının kaçınılmaz olarak yoksulluk hastalık erkenden erken ölüm olduğunu görmektedir. Bu durum onda yoğun düşünsel arayışlara yol açmıştır. Arayış peşindedir ama hep yalnızdır, kimselerle görüşmez, insanlardan kaçar, sorunu kendi başına çözmek ,Yalnız kendi gücüne yaslanmak ister.
İçinde yaşadığı toplumsal eşitsizlikler üzerine düşünür . Tarih boyunca geniş yığınlar her tür eşitsizliği haksızlığa boyun eğerken ,olağanüstü insanlar dönemlerin suçlu olarak görülmüş ,lanetlenmişlerdir ama sonraki kuşaklar bunları Kahraman insanların kurtarıcıları olarak görmüşlerdir. içine kapandığı yalnızlık ortamında oluşturduğu bu bireyci toplumsal içeriği yönünden ise anarşik düşünceler yolunda Raskolnikov'u "Ben bir bit miyim yoksa insan mı" ikilemine götürür.
Oysa Raskolnikov geçmiş çağlarda ve kendi yaşadığı çağda milyonlarca ezilen insanın toplumsal haksızlıklara neden baş kaldırmadıkları konusunu yeterince ve ciddi olarak düşünememiştir .Ezilen insanların geçmişte ve şimdi uysalca boyun eğmeleri onda öfke ve acı yaratmakta, kendisini yığınların ,halkın, sıradan insanların karşısına ve onlardan çok yukarılarda bir yerlere koymaktadır . Hem kendine hem de herkese tarihteki öteki olağanüstü insanlar gibi olduğunu ,sıradan insanların, basit halkın dokunulmaz kabul ettiği temel ahlak kurallarını çiğneme hakkına sahip olduğunu göstermektir. Bulduğu bu çıkış kendisinin olağanüstüler grubuna mı girdiğini yoksa bütün öteki zayıf insanlar gibi boyun eğenlerden mi olduğunu anlamak için bir sinema olarak nitelediği cinayete götürür