Seligman iyimserliği, kişilerin başarı ve başarısızlıklarını kendilerine nasıl açıkladıkları bağlamında tarif etmektedir. İyimser kişiler başarısızlığı değiştirilebilir bir nedene bağlar ve böylece bir sonraki denemelerinde başarılı olacaklarına inanırlar; kötümserler ise başarısızlığın nedenini kendilerinde bulup değiştiremeyecekleri, sabit bir özelliğe atfederler.
Duygusal zeka açısından umutlu olmak; kişinin zorlu engeller veya yenilgiler karşısında bunaltıcı kaygıya, teslimiyetçi bir tutuma ya da depresyona yenik düşmesi anlamına gelir. Gerçekten de, umut besleyebilen kişiler hedeflerine doğru ilerlerken diğerlerine oranla daha az depresif, genelde daha az kaygılı ve duygusal açıdan daha az sıkıntılı görünürler.
Duygusal sıkıntıların zihinsel yaşama nasıl müdahale edebildiği, öğretmenler için yeni bir haber değil. Kaygılı, öfkeli ya da bunalımlı öğrenciler öğrenemezler; bu tür kişiler bilgiyi etkin bir biçimde alamaz ya da onu iyi işleyemezler.
Gevşeme yöntemi tek başına yeterli değildir. Tasalı kişi, tasa uyandırabilecek düşüncelere etkili bir biçimde meydan okumak durumundadır, eğer bu yapılmazsa tasa döngüsü her seferinde geri dönecektir. Dolayısıyla bundan sonraki adım, insanın kendi varsayımlarına eleştirel bir biçimde yaklaşmasıdır: Korkulan olayın gerçekleşme olasılığı yüksek midir? Bunu durduracak yalnızca tek bir seçenek olduğu ya da hiçbir seçeneğin olmadığı doğru mudur? Gerçekten yararı var mıdır? Yapıcı önlemler alınabilir mi? Bu kaygı verici düşüncelere tekrar tekrar kapılmanın gerçekten yararı var mıdır?