Tek kelimeyle, bu hipotezde, bana ne cennetten ne cehennemden söz ediyorsunuz; çünkü Tanrı’nın kendinden kaynaklı bir tözü cezalandırması ya da ödüllendirmesi saçma olur.
Oysa ruhu tanrısallığın bir bölümü olarak kabul etmenin saçmalığını herkes kabul eder. Kendi kendine ibadette bulunmak çekişiktir: eğer ruh Tanrının parçasıysa olan budur.
Bir de onun her şeye kadir olduğunu ekliyorsunuz. Ama bu durumda kötülük onun hoşuna gidiyor olmalıdır; çünkü yeryüzünde iyilikten çok kötülük var; hâlâ da kötülüğün sürmesine izin veriyor. Dolayısıyla burada ortalama diye bir şey yoktur: ya bu kötülük onun hoşuna gidiyor ya da buna karşı koyacak gücü yok. Her iki durumda da kötülüğe eğilim gösterdiğim için pişmanlık duymamalıyım; çünkü eğer o engelleyemiyorsa, elbette ki ben ondan daha güçlü olamam ve eğer kötülük onun hoşuna gidiyorsa, benim de onu kendi içimde ortadan kaldırmama gerek yok.
Hoşuna giden bir ibadetin bilgisini dünyanın otuzda birine bahşedip de geri kalanı nihai işkenceyle cezalandıracağı bir cehalet içinde bırakması hakkaniyet midir?
Bu durumların herhangi biri eğer kötülük idiyse, sizin sersem Tanrı'nız bunun varlığına niçin izin verdi? Yoksa iyi bir durum muydu? O zaman niçin değiştirdi? Eğer şimdi her şey iyiyse, sizin Tanrı'nızın yapacak işi yok demektir; peki eğer gereksizse, güçlü olabilir mi? Eğer güçlü değilse, Tanrı olabilir mi? Bizim saygımızı hak edebilir mi?