HMZ

HMZ
MİA
İstanbul Üniversitesi
Rize
3 Şubat
77 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Filler hortumlarıyla su içerken, tilkiler asla tıksırmazlar. -Şevket Mircan
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Terapi dili, gündelik dilimizi ele geçirdi. (3)
-Çünkü her şeyi açıklayamayız. Bazen analiz etmeyi, her şeyin ardını görmeye çalışmayı bırakıp bilinmezi olduğu gibi kabul etmek zorundayız. -Ulaşabileceğimiz yegane şey inançtır, belki biraz da kendimizi tiye almak. İnsan olmanın şifası yok, tam da bu sebeple ruh sağlığı endüstrisine tükenmeyen bir talep var. Herhangi bir şeyi yeterince açıklarsanız patolojik bir sebep de bulursunuz, daha da derine kazarsanız kaybolursunuz. -Bu yüzden kendinizi açıklamalara boğmak yerine yeni deneyimlere açın. Sıradan olmaya cüret edin. Vesaire (Freya İndia) Kaynak: vesaire.press/artik-kimsenin-...
Terapi dili, gündelik dilimizi ele geçirdi. (2)
İnsanların mizaçları hakkında konuşamıyoruz mesela. -Artık cömert insan kalmadı, yalnızca başkalarını memnun etmekle uğraşanlar var. -Duygularını çekinmeden ifade edebilen kadınlar ya da erkekler kalmadı, kaygılı bağlananlar ya da birbirine bağımlı olanlar var. -Çalışkan insan diye bir şey yok, yalnızca travma yaşamış, beklenenin üzerinde başarı gösteren, endişeli, nevrotik düzeyde hırslı insan var. İnsanları rızaları olmasa bile kategorize ediyoruz. -Sakar annelerimizin aslında tanımlanmamış DEHB’i varmış, ağzı var dili yok babalarımız otizmli olduklarının farkında değilmiş; metanetli dedelerimiz de duygusal açıdan körelmişler. Ölülere bile teşhis koymaya kalkışıyoruz. -Geçmişe kıyasla daha fazla bilgili ve duygusal açıdan gelişmiş olduğumuzu sanmıyorum. Anneannem hem bir anneanne, hem bir anne, hem de bir eşti ama bizim bağlanma sorunlarımız var. Hem fedakârdı hem de her şeyi dert edinen biriydi ama biz reddedilmekten korkuyoruz, travmalarımızın bir sonucu olarak herkese yaranmaya çabalıyoruz. Onların birer ruhu vardı, bizim semptomlarımız var.
Terapi dili, gündelik dilimizi ele geçirdi. (1)
İnsanları betimlemek için kullandığımız maneviyat yüklü ifadeler kayboldu. -Artık buluşmalara geç kaldığınızda sebebi hoşgörülebilir unutkanlığınız, dağınıklığınız ya da ilgi çekici oluşunuz, gizliden gizliye bu yönünüzle bilinip sevilmeniz değil, bilakis dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğundan (DEHB) muzdarip olmanız. -Utangaç olmanız ve insanlarla konuşurken gözlerinizi kaçırmanız annenizden aldığınız bir özellik değil, anneniz gibi anlayışlı ve tatlı olmanızdan ya da onun gibi utanınca yüzünüzün kızarmasından da değil, sebebi otizmli olmanız. -Olduğunuz gibisiniz ama bir ruhunuz olduğundan değil, semptomlarınızın ve tanılarınızın sonucu olarak böylesiniz; atalarınızdan miras kalanların bir alaşımı ya da insana has özelliklerin nadide bir bileşimi değilsiniz, ancak çocukluğunuzda olan bitenlerin klinik sonucu olabilirsiniz. -İçten, sinir bozucu ve ilgi çekici her yönümüz artık kategorilere ayrılmış halde. -Bir zamanlar evlilik yeminlerine eklenen, cenazelerde dile getirilen, tebessümle hatırlanan yönlerimiz artık doktor raporlarında veya ruh sağlığı değerlendirmelerinde kendine yer buluyor. İnsana özgü niteliklerimizi yitirdik. Uzun zaman önce birer ürün haline geldik, bunlar da etiketlerimiz oldu.
Bizi kimse seçmeyecek
İçimizdeki çocuğun seçilmiş ilan edilmesini beklemek yerine, yetişkin olmayı kabul etmeyi öğreniriz. Bu, belki de en büyük özgürlük olabilir. Seçilmeyi beklemek yerine seçmeyi öğrenebiliriz. Kahraman olmayı değil ama kendi hikâyemizi sahiplenecek kadar cesur olmayı… Hayat kimseyi seçmiyor, çünkü seçilmişlik düzenin bize sattığı bir yanılsamaydı. Bu yanılsama başımıza bir şey gelmesi, bir kahramana dönüşmemiz ya da bir kahraman beklememiz üzerine kurulu. Kendi doğrularımızı bulmalı, yanlışlara kendi “özel güçlerimizle” cevap vermeliyiz. Kendi hikâyemizi kendimizce yazmazsak hiçbirimiz “seçilmiş” sayılmayacağız. -Vesaire (Hazal Obakan) Kaynak: vesaire.press/bizi-kimse-secm...