-Yazar, neo-spiritualizm ya da Türkçedeki adıyla deneysel yeni-ruhçuluğun kurucudur. Reenkarnasyonu ilke edinen ruhçuluğu geliştirmiş ve ona yeni kavramlar getirmiştir. Türkiye’deki metapsişik çalışmaların öncüsü olarak kabul edilir.
-Ruhselman'a göre bu ne bir dindir ne de bir felsefe. Kimseye "gelin bizim yolumuza girin" diye bir çağrıda da bulunmaz; çünkü neo-spiritüalizme göre herkesin ruhsal gelişme gereksinimleri farklı farklı ve dolayısıyla yürüyeceği yollar farklı farklıdır.
Yukarıda yazılanları dikkate alarak okunabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. İlk bölümleri merak ederek ve ilgiyle okusam da ilerleyen sayfaların sık sık tekrara düşmesi ve katılmadığım fikirleri barındırdığından dolayı sıkılarak bitirdiğimi söylemek istiyorum.
Her ne kadar kainatta meydana gelen hiç bir şeyin tesadüfen olmadığını ve her şeyin bir intizam içerisinde tekamül ettiğini söylese de, herhangi bir dini ispat edişesi taşımayan ve İslam inancıyla bağdaşmayan fikirler olduğundan [evrim, rearkarnasyon (sf. 307)] sevemedim bu kitabı.
Başucu kitabı niteliği iddiasının çok fazla olduğunu düşünüyorum.
Bununla beraber içinde güzel ve anlamlı cümleler olduğundan ve soyut düşünebilme yetisine katkı sağlayacağından ruhçuluk/parapsikoloji konularına ilgi duyanların okuyabileceği bir kitaptır.
Not: Okunan her şeye aldanmamalı.
-Yazar, “Önder” adında güya bir vazifeli (cin mi? şeytan mı? melek m?) ile irtibata geçerek; insan tekamülünün nurlu yolu, Ünite (Allah’ı kastediyor ama kitabın hiç bir yerinde Allah adını kullanmamış) denilen idrak vahdetinden onun vazifelileri tarafından dünyaya verilmiş bir hediyedir bu kitap, gibi süslü anlatımlar ile bana göre zihinleri bulandırmaktadır.
Avrupa, Asya, Amerika, Orta Doğu ve Afrika ve de Kutuplar dahil olmak üzere pek çok konuda onlarca makale derlenmesi olan bu kitap, bölgesel zorlukları ve sorunları anlamlandırmak ve farkında olmak için çok geniş bir bakış açısı sunmaktadır. Emeği geçen tüm yazarların eline sağlık.
Kitabın yarısını okudum ve okumaya devam ediyorum.
Temelde kitabın ana düşüncesi şu:
- Bir devlet, sömürücü siyasal ve ekonomik kurumlarla idare ediliyorsa ve siyasi merkeziyetçiliği tesis etmişse, ekonomik büyümesi sürdürülebilir olmaz. Çünkü yeni teknoloji üretilemez ve sonuçta ekonomik büyüme durma noktasına gelir. Geçici büyüme esnasında ise tüm rantı, sömürücü kurumların sahibi olan dar elit kendi tekeline alır. Onlar zenginleşirken, halk fakirleşir. Bu durum sürdürülmez ve sonuçta yaşanan zulüm karşısında ayaklanma, isyan ve iç çatışma/savaş meydana gelir. Nihayetinde devlet çöker ve toplum ayağa kalkamaz hale gelir.
- Bir devlet, kapsayıcı siyasal ve ekonomik kurumlarla idare ediliyorsa ve siyasi merkeziyetçiliği tesis etmişse, ekonomik büyüme sürdürülebilir. Çünkü bu devlet, yeni teknoloji içeren yatırımları teşvik eder. Yatırımların önünü açar. Yaratıcı yıkım diye tabir edilen esaslı dönüşümü engelleyici tavır takınmaz. Çoğulcu bir devlet anlayışı/parlemento yapısına sahip olduğu için mülkiyet haklarına saygılı, asayişi sağlamış ve herkese eşit haklar sunan bir idari mekanizma ile devlet/vatandaş ihtiyaçlarına göre kamu hizmetlerini etkin bir şekilde yerine getirir. Sonuçta hem toplum hem de devlet sürdürülebilir bir ekonomik yapıya ve refaha sahip olur.
Kitap, bu düşünceyi ispatlamak adına Amerika, Avrupa, Afrika ve Asya kıtalarımda muhtelif devletlerin tarihi süreç içerisindeki dönüşümlerini ele almış.
Kısacası;
-Zulmün olduğu her yerin varacağı nokta, hüsrandır.
-Adalet, mülkün temelidir.
Asla pişman olmayacağınız dopdolu bir kitap. Çok geniş bir yelpazede pek çok bilgi sunuyor. Askeri kültürümüz hakkında temel olarak bilinmesi gerekenler, alanındaki uzmanların görüşleri ile çok kaliteli bir şekilde ortaya konmuş.
Osmanlı İmparatorluğu/Müslüman Roma İmparatorluğu’nu anlamak istiyorsak, önce bu devletin nasıl kurulduğunu bilmemiz gerekir. Bu harika roman da bizlere bunu çok güzel anlatmış.