Bir sömürge halkı için en önemli değer öncelikle topraktır, çünkü en somut şeydir: ekmeği ve doğal olarak haysiyeti veren toprak. Ama bu haysiyetin "insan varlığı"yla alakası yoktur, çünkü sömürge halkı böyle bir ideal insandan söz edildiğini hiç duymamıştır.
Sömürgecinin şehri, insanın karnının tok, sırtının pek olduğu bir yerdir, tembellik yeridir, karnı her zaman iyi şeylerle tıka basa doludur. Sömürgecinin yaşadığı yer, beyaz insanların, yabancıların bölgesidir.
Kapitalist ülkelerde, sömürülenler ile iktidar
arasına çok sayıda ahlak hocası, danışman ve "kafa karıştırıcı" girer. Sömürge bölgelerinde ise, tam tersine, sömürge halkıyla teması polis ve ordunun sürekli varlığı, sık sık ve dolaysız müdahaleleri sağlar ve dipçik darbeleri ve
yerinden kıpırdamamasını öğütler.
Kısa bir süre öncesine dek yeryüzünün nüfusu iki milyardı: beş yüz milyon insan ve bir buçuk milyar "yerli". Birinciler "Söz"e sahipti, ötekilerse bu sözü ödünç almışlardı...