Fakat felsefeciler en az Sokrates'ten beri, temellendirilmiş inanç ile bilginin birbirinden farklı olduğunu ve bu farkın salt o inancın sahip olduğu dayanak miktarıyla sınırlı olmadığını üstüne basa basa söylüyorlar. Bir şeyi bilmek için muazzam miktarlarda dayanağa sahip olmaktan fazlası gerekir.
Bir epistemik inatçının, inandığı şey doğru olduğunda bile, inanmakta ısrar ettiği için kınanabilmesi şaşırtıcı gelebilir.Ve inancını yeteri kadar kanıta dayandıran birisi inandığı şey yanlış olduğunda bile övülebilir.
Aydınlanma'nın ilk dönemlerinde bilim ile din arasında var olduğu iddia edilen "savaş" bir mittir. Fakat Descartes} ve çağdaşı diğer düşünürlere göre felsefi, bilimsel, hatta ahlaki ve siyasal hakikat ve ilerleme, dinsel ya da başka türden bir otoriteye sadakat meselesi değil, rasyonel ve ampirik araştırma meselesiydi.
Eksikbilgilerin yön verdiği ya da gerekli becerilere dayanmayan davranışlar elbette ki nahoş sonuçlar yaratabilir. Fakat bu şekilde davranan insanların masum olması da mümkündür: Gerçekten elinden başka türlüsü gelmiyorsa ahlaken masumdur; hatta daha iyi bir davranış biçimini bilmesi mümkün değilse epistemik olarak da masumdur.