Zomromcom benim için eğlenceli bir fikirle başlayıp potansiyelini büyük ölçüde harcayan bir roman oldu. Yazarın çok fazla fikri var, dünyasında kullanmak istediği çok fazla unsur var ama bunların hepsini bir araya getirmeye çalışırken başlangıçta ortaya koyduğu dünyayı tamamen unutma eğiliminde. Dünya inşası, karakter dinamikleri ve mizah anlayışı birbiriyle uyumlu değil, ortaya çıkan şey yüzeyde renkli ama derinde boş bir yapı.
Romanın en büyük problemi kurduğu dünyanın ciddiyetini kendi elleriyle sürekli ama sürekli sabote etmesi. (Romcom olduğunu biliyorum ama yazarın tutan tanıtımlarında bu kitap salgın ve hayatta kalma temaları ile pazarlanıyor) Zombi kıyameti gibi yüksek riskli bir tema seçilmiş, kitabın başında anlatılan hatta haritalarla gösterilen containment zone kuralları, zombileri dışarıda tutmak için inşa edilmiş duvarlar, hükümet müdahalesi gibi unsurlar görünürde güçlü bir atmosfer vadediyor, yazar bunların önemini vurguluyor ama tüm bunlara rağmen kurgunun bel kemiği olması gereken kısım asla ön planda yer bulamıyor kendine. Tehdit gerçek mi, sistem nasıl işliyor, insanlar bu düzende nasıl hayatta kalıyor gibi soruların cevapları asla verilmiyor. Dünya dekor gibi kullanılıyor. Zombiler çoğu zaman romantik gerilimi tetikleyen bir araçtan öteye geçemiyor.
Daha da sorunlu olan karakter dinamikleri. Kadın başkarakterin ilk sahnede zombiye burrito ile saldırması absürt mizah açısından bilinçli bir tercih olabilir fakat mizahın ne pahasına, neyin feda edilerek üretildiği benim için önemli. Aynı evrende yaşayan iki karakterden biri sürekli hazırlıklı, olaylar karşısında stratejik, fiziksel olarak üstün ve kontrol sahibi diğeri sakar, panikleyen, düşünmeden her şeye atlayan ve kurtarılmaya muhtaç. Üstelik romantik gerilim büyük ölçüde bu dengesizlik üzerinden