Gévaudan

Gévaudan
@HoundOfScream
Ne yapmak istediğine, ne yapması gerektiğine, ne yapmaya mecbur olduğuna dair hiçbir fikri bulunmayan kafası karmakarışık tek bir varlıktım. -Tüm Sistemler Çöktü, Martha Wells
25 kütüphaneci puanı
407 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
3/10
·416 syf.·
2026 12. kitabı
Zomromcom benim için eğlenceli bir fikirle başlayıp potansiyelini büyük ölçüde harcayan bir roman oldu. Yazarın çok fazla fikri var, dünyasında kullanmak istediği çok fazla unsur var ama bunların hepsini bir araya getirmeye çalışırken başlangıçta ortaya koyduğu dünyayı tamamen unutma eğiliminde. Dünya inşası, karakter dinamikleri ve mizah anlayışı birbiriyle uyumlu değil, ortaya çıkan şey yüzeyde renkli ama derinde boş bir yapı. Romanın en büyük problemi kurduğu dünyanın ciddiyetini kendi elleriyle sürekli ama sürekli sabote etmesi. (Romcom olduğunu biliyorum ama yazarın tutan tanıtımlarında bu kitap salgın ve hayatta kalma temaları ile pazarlanıyor) Zombi kıyameti gibi yüksek riskli bir tema seçilmiş, kitabın başında anlatılan hatta haritalarla gösterilen containment zone kuralları, zombileri dışarıda tutmak için inşa edilmiş duvarlar, hükümet müdahalesi gibi unsurlar görünürde güçlü bir atmosfer vadediyor, yazar bunların önemini vurguluyor ama tüm bunlara rağmen kurgunun bel kemiği olması gereken kısım asla ön planda yer bulamıyor kendine. Tehdit gerçek mi, sistem nasıl işliyor, insanlar bu düzende nasıl hayatta kalıyor gibi soruların cevapları asla verilmiyor. Dünya dekor gibi kullanılıyor. Zombiler çoğu zaman romantik gerilimi tetikleyen bir araçtan öteye geçemiyor. Daha da sorunlu olan karakter dinamikleri. Kadın başkarakterin ilk sahnede zombiye burrito ile saldırması absürt mizah açısından bilinçli bir tercih olabilir fakat mizahın ne pahasına, neyin feda edilerek üretildiği benim için önemli. Aynı evrende yaşayan iki karakterden biri sürekli hazırlıklı, olaylar karşısında stratejik, fiziksel olarak üstün ve kontrol sahibi diğeri sakar, panikleyen, düşünmeden her şeye atlayan ve kurtarılmaya muhtaç. Üstelik romantik gerilim büyük ölçüde bu dengesizlik üzerinden
ZomromcomOlivia Dade · Berkley Publisher · 20255 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
6/10
·264 syf.·
2026 11. kitabı
Yazar Susana Monsó, felsefe ile hayvan davranışı araştırmalarını bir araya getirerek şu sorunun etrafında dolanıyor: Bir hayvan gerçekten ölümü anlayabilir mi? Kitabın en güçlü tarafı ortaya koymaya çalıştığı ve araştırdığı fikir. Bilim ve felsefe alanlarının kesiştiği nadir konulardan biri olan karşılaştırmalı tanatolojiyi ele alıyor, yani hayvanların ölüme nasıl tepki verdiğini inceleyen araştırmalar üstünde çalışıyor. Şempanzelerin ölü bir bireyin etrafında sessizce toplanması, fillerin kemiklerle ilgilenmesi, balinaların yavrularını uzun süre taşımaları gibi örneklerle sorduğu soruyu desteklemeye çalışıyor, bunlar güzel ve merak uyandırıcı örnekler. Bu tür gözlemler okuyucuda şu düşünceyi doğuruyor, belki de insanın ölüme bakış açısı sandığımız kadar benzersiz değildir. Kitap bu fikri anlaşılır bir dille anlatmayı başarıyor. Akademik bir metin olmasına rağmen çoğu bölüm hikâye gibi ilerliyor. Bir başka güçlü yönü insan merkezci düşünceyi sorgulaması. Yazarın temel iddiası şu: “Ölümü anlamak için sonsuzluk ya da metafizik kavramlar gerekmiyor. Bir varlığın artık hareket etmeyeceğini, geri dönmeyeceğini ve canlılığın sona erdiğini fark etmek bile ölümü kavramak sayılır.” Bu yaklaşım kitap için önemli çünkü uzun yıllardır hayvanların ölümü anlayamayacağı görüşü kabul ediliyordu. Monsó bu varsayımı parçalamaya çalışıyor. Bunu yaparken hem biyoloji hem psikoloji literatüründen örnekler vererek ilerliyor. Bu açıdan kitap oldukça öğretici. Fakat tam da bu noktada kitap kendi ayağına biraz dolanıyor. Yazar aynı fikri farklı örneklerle destekliyor ama bunu yaparken zaten bize daha önce verdiği ve kolaylıkla unutulmayacak basit kavramları yeniden anlatıp duruyor. İlk bölümlerde ortaya konan ana tez sonraki bölümlerde yeniden ve yeniden kuruluyor. Şempanzeler, filler,
Playing PossumSusana Monso · Princeton University Press · 20241 okunma
1/10
·226 syf.·
2026 9. kitabı
Yılın ilk 1/10 puanlık kitabı geldi. Bu kitabın olması gereken yer çöp kutusu. Başka bir yeri hak etmiyor. Öncelikle söylemek istiyorum ki kitap canon sayılmıyor. Yazarın "Kitap yazmadan önce evren hakkında okuma yapmak zorunda değilim filmleri biraz izledim" gibi berbat bir açıklaması var. (şaka değil) Evren hakkında okuma yapmadığı ve ırkın adının yautja olduğunu bilmediği için onlara Hish-qu-Ten ismini veriyor. Yautjalar bir yandan akılsız, şiddet düşkünü, duygusuz bir ırk olarak tasvir edilirken diğer yandan sürekli onlar üstünden dönen cinsel şakalar var. Sanki hayatlarının büyük çoğunluğunu cinsellik oluşturuyor gibi açıklamalar yazılmış. Yetmemiş çok azgın olduklarında kazayla cinsiyet değiştirdikleri söyleniyor. Yazar evren hakkında en ufak bir şey bilmediği için ortaya tamamen farklı bir ırk çıkmış. Anlatı asla bir yautja anlatısı değil. Evrenle alakalı tek bir doğru bilgi içermediği gibi yazarın kullandığı dil vasat. Uzun süredir bir kitaptan bu denli nefret etmemiştim.
Predator: Forever MidnightJohn Shirley · DH Press · 20061 okunma
10/10
·328 syf.·
2026 8. kitabı
Bir yandan seriye olan bağlılığım yüzünden Strahd’ı çok seviyorum diğer yandan bu kitapta yaptığı her korkunç şey yüzünden ondan nefret ediyorum. Bana onu savunabileceğim tek bir şey bile bırakmadı. Sürekli ama sürekli daha da yozlaştığını görüyoruz, belki bu diyarın lanetinden kaynaklı belki tamamen Strahd’ın içindeki kötülük potansiyelinin dışavurumu… nedeni ne olursa olsun onun yaptıklarını aklayacak hiçbir şey yok. Kitabın dili ne çok süslü ne de çok sade, akıp gidiyor ve en başından itibaren sizi içine çekip bırakmıyor. Değeri bilinmeyen serinin değeri bilinmeyen harika kitabı
Sislerin VampiriChristie Golden · Laika Yayıncılık · 2011125 okunma
5/10
·138 syf.·
2026 7. kitabı
Serinin önceki kitaplarını çok seven biri olarak bu kitap bende maalesef belirgin bir hayal kırıklığı yarattı. Yazarın askeri kurgu ile kriptozoolojiyi birleştirme biçimini seviyorum ancak bu kitapta Naziler ve okült unsurların merkeze alınması benim için serinin ruhunu zayıflatan bir tercih olmuş, atmosfer yaratma konusunda belirli ölçüde başarı gösteriyor yine de derinlik ve karakter inşası bakımından potansiyelinin oldukça gerisinde kalmış durumda. Antarktika’nın yalıtılmış doğası, kapalı ve kaçışı olmayan mekânın tasviri ve giderek artan işitsel baskı başarıyla işlenmiş. Üs neredeyse başlı başına bir karakter işlevi görüyor, tehdit yalnızca gizemli varlıkla değil mekânın başarıyla kullanılması ile de veriliyor. Okuyucu, askerlerle birlikte daralan bir alanın içine hapsoluyor. Benzer biçimde diyaloglar ve askeri hiyerarşi gerçekçi şekilde yazılmış. Birlik üyelerinin birbirleriyle konuşma biçimi, kriz anındaki refleksleri, emir-komuta ilişkisi gerçekçi duruyor. Bu gerçekçilik, romanın inandırıcılığını taşıyan ana unsurlardan biri. Banks’in tereddüt eden fakat eyleme geçmekten kaçınmayan profili de askeri kurgunun gerektirdiği pratik liderlik modeline uyuyor. Pentagramlar, düşünce gücüyle çalışan bilinmeyen teknoloji, zihinsel manipülasyon, kadim varlık fikri ve Carnacki’nin renk teorisi gibi unsurlar son derece verimli temalar oluşturabilecek nitelikteyken çoğu zaman yalnızca olay örgüsünü ilerleten araçlara indirgenmiş halde kalıp bir adım ileri gitmiyor. Okuyucu bu kavramların varlığını hissediyor fakat işleyişlerini, tarihsel arka planlarını ya da sonuçlarını yeterince göremiyor. Günlük kısımları gereksiz uzatılmış durumda ve zaten 150 sayfayı nadiren geçen bir serinin kitabında bu kısımlar ana olayın sahnelerini sık sık çalıyor. Günlük sayesinde geçmişin bugüne
Operation: AntarcticaWilliam Meikle · Severed Press · 20182 okunma