Yazar Susana Monsó, felsefe ile hayvan davranışı araştırmalarını bir araya getirerek şu sorunun etrafında dolanıyor: Bir hayvan gerçekten ölümü anlayabilir mi?
Kitabın en güçlü tarafı ortaya koymaya çalıştığı ve araştırdığı fikir. Bilim ve felsefe alanlarının kesiştiği nadir konulardan biri olan karşılaştırmalı tanatolojiyi ele alıyor, yani hayvanların ölüme nasıl tepki verdiğini inceleyen araştırmalar üstünde çalışıyor. Şempanzelerin ölü bir bireyin etrafında sessizce toplanması, fillerin kemiklerle ilgilenmesi, balinaların yavrularını uzun süre taşımaları gibi örneklerle sorduğu soruyu desteklemeye çalışıyor, bunlar güzel ve merak uyandırıcı örnekler. Bu tür gözlemler okuyucuda şu düşünceyi doğuruyor, belki de insanın ölüme bakış açısı sandığımız kadar benzersiz değildir. Kitap bu fikri anlaşılır bir dille anlatmayı başarıyor. Akademik bir metin olmasına rağmen çoğu bölüm hikâye gibi ilerliyor.
Bir başka güçlü yönü insan merkezci düşünceyi sorgulaması. Yazarın temel iddiası şu: “Ölümü anlamak için sonsuzluk ya da metafizik kavramlar gerekmiyor. Bir varlığın artık hareket etmeyeceğini, geri dönmeyeceğini ve canlılığın sona erdiğini fark etmek bile ölümü kavramak sayılır.” Bu yaklaşım kitap için önemli çünkü uzun yıllardır hayvanların ölümü anlayamayacağı görüşü kabul ediliyordu. Monsó bu varsayımı parçalamaya çalışıyor. Bunu yaparken hem biyoloji hem psikoloji literatüründen örnekler vererek ilerliyor. Bu açıdan kitap oldukça öğretici.
Fakat tam da bu noktada kitap kendi ayağına biraz dolanıyor.
Yazar aynı fikri farklı örneklerle destekliyor ama bunu yaparken zaten bize daha önce verdiği ve kolaylıkla unutulmayacak basit kavramları yeniden anlatıp duruyor. İlk bölümlerde ortaya konan ana tez sonraki bölümlerde yeniden ve yeniden kuruluyor. Şempanzeler, filler,