Gévaudan

Gévaudan
@HoundOfScream
Ne yapmak istediğine, ne yapması gerektiğine, ne yapmaya mecbur olduğuna dair hiçbir fikri bulunmayan kafası karmakarışık tek bir varlıktım. -Tüm Sistemler Çöktü, Martha Wells
6/10
·264 syf.·
2026 11. kitabı
Yazar Susana Monsó, felsefe ile hayvan davranışı araştırmalarını bir araya getirerek şu sorunun etrafında dolanıyor: Bir hayvan gerçekten ölümü anlayabilir mi? Kitabın en güçlü tarafı ortaya koymaya çalıştığı ve araştırdığı fikir. Bilim ve felsefe alanlarının kesiştiği nadir konulardan biri olan karşılaştırmalı tanatolojiyi ele alıyor, yani hayvanların ölüme nasıl tepki verdiğini inceleyen araştırmalar üstünde çalışıyor. Şempanzelerin ölü bir bireyin etrafında sessizce toplanması, fillerin kemiklerle ilgilenmesi, balinaların yavrularını uzun süre taşımaları gibi örneklerle sorduğu soruyu desteklemeye çalışıyor, bunlar güzel ve merak uyandırıcı örnekler. Bu tür gözlemler okuyucuda şu düşünceyi doğuruyor, belki de insanın ölüme bakış açısı sandığımız kadar benzersiz değildir. Kitap bu fikri anlaşılır bir dille anlatmayı başarıyor. Akademik bir metin olmasına rağmen çoğu bölüm hikâye gibi ilerliyor. Bir başka güçlü yönü insan merkezci düşünceyi sorgulaması. Yazarın temel iddiası şu: “Ölümü anlamak için sonsuzluk ya da metafizik kavramlar gerekmiyor. Bir varlığın artık hareket etmeyeceğini, geri dönmeyeceğini ve canlılığın sona erdiğini fark etmek bile ölümü kavramak sayılır.” Bu yaklaşım kitap için önemli çünkü uzun yıllardır hayvanların ölümü anlayamayacağı görüşü kabul ediliyordu. Monsó bu varsayımı parçalamaya çalışıyor. Bunu yaparken hem biyoloji hem psikoloji literatüründen örnekler vererek ilerliyor. Bu açıdan kitap oldukça öğretici. Fakat tam da bu noktada kitap kendi ayağına biraz dolanıyor. Yazar aynı fikri farklı örneklerle destekliyor ama bunu yaparken zaten bize daha önce verdiği ve kolaylıkla unutulmayacak basit kavramları yeniden anlatıp duruyor. İlk bölümlerde ortaya konan ana tez sonraki bölümlerde yeniden ve yeniden kuruluyor. Şempanzeler, filler,
Playing PossumSusana Monso · Princeton University Press · 20241 okunma
Reklam
Hepimiz ölümün ne olduğunu biliyoruz. Belki de onun hakkında düşünmek istemiyoruz. Hatta bazı filozoflar, varoluşsal olarak ondan kaçtığımızı söylüyor. Onu kabul etmeyi reddediyoruz. Onun hakkında düşünmemeye çalışıyoruz. Kendi ölümlerimizi henüz belirlenmemiş bir gelecekteki uzak olaylar olarak görüyoruz. Ama eğer bu durumda kendi ölümümüzden kaçıyorsak...Aynı filozoflar, bunun tek sebebinin, ölümü gerçekten ve derinden, fazlasıyla iyi anlamamız olduğunu söylüyorlar.
Edgar Allan Poe'nun "Nevermore" adlı şiirindeki aynı adı taşıyan Kuzgun şöyle der: "Birinin öldüğünü anlamak için onun bir daha asla geri dönmeyeceğini, yüzünü bir daha asla görmeyeceğinizi, sesini bir daha asla duymayacağınızı, en azından bu varoluş düzleminde bir daha asla birlikte olamayacağınızı anlamanız gerek."
Gerçeklerin hayal ürünüyle sarmaş dolaş olduğu pek çok kitap basıldı ve bu kitaplar ya su götürmez bir şekilde kahramanlık içeren hikayeleri anlatmak suretiyle savaşı yüceltiyor ya da ölüme ilişkin iç burkan ifadeler yoluyla savaşı yorumlayıp nihayetinde okuyucuyu askerleri kana susamış birer katil olarak görmeye ikna ediyor.