Bana kalırsa,yazı,icat olunduğu tarihten bu yana,sana yazmaktan daha anlamlı bir işe yaramadı. Gülme! Abartmıyorum...
Ya da gül,gülmek de senin yüzünde olunca muhteşem bir eyleme dönüşüyor sadece...
Bugün sana odamdan yazmıyorum canım, bugün sana doğup büyüdüğüm ve erik ağacından düşüp,ilk yaramı aldığım köydeki evimizin bahçesinden yazıyorum. Başka bir değişle ilk yaramla son yaram arasında durup, anlamını yitirmiş bir ömrün muhasebesini yapıyorum...
Ve rakamları toplamaya çalışsam da sonuç hep eksi çıkıyor. Fakat sol yanımda dimdik duran bu aşk ve bu aşktan beslenen bu acı,iki kişilik bir ordu gibi,kaybetmelerin o şanlı ordularına karşı amansızca savaşıyor..!
Toprak,ağaçlar,güneş,ılık rüzgar ve çocukluk anılarım ve kalem ve kağıt...Ve sen...Ve ben...Ve biz,ikimiz..! Bugün doğa bunlardan ibaret...Bugün hiçbir neden bu aşkın burda hüküm sürmesine engel olamaz. Çünkü burda gerçeğe yer yok.
Çünkü burda sen benim hiç gitmemiş sevgilimsin... Burda mesafeler yalan,burda aramızda yollar,yıllar yok; ben gözlerimi kapatsam,sen şimdi ellerimdesin...
Yüzümü sol omzuma dönsem dudaklarındayım,az yana eğsem başımı saçlarındayım...Ahhhh saçların...Can vermek için ne güzel bir yer. Şöyle derince çekip içime kokunu,bir daha geri vermeden nefesimi,son nefesimde saçlarının kokusunu çalarak tanrıdan...Ölmek..!
Sevgilim, bak bu dizimdeki yara, bu da kalbimdeki...
Aralarında nerden baksan 25 yıl var...
Dizimdeki,şu an altında oturduğum erik ağacından düşünce oldu, kalbimdeki ise gözünden düşünce...
Ben 25 yıl önce açılan yaramı unutmadım ve senin gözünden düşünce açılan kalbimdeki yarayı da yüz yıl geçse de unutmayacağım...
Dizimdeki yarayı ilk annem üflemişti,ilk annem sarmıştı...
Şimdi,tabiri caizse eşşek kadar adam oldum ama yine bu erik ağacının altında kalbimdeki yaraya