Mutlu olmak, iyi ki varım, iyi ki yaşıyorum ve iyi ki bu güzellikleri görebiliyorum diyebilmek için öncelikle dünyaya insan olarak gelmek gerekiyor. Sonra da mutlu olmaya karar vermek... Bir gün nasıl olsa ölüp gideceğini, her şeyin biteceğini bilen insanoğlunun hayatta mutlu olabilmesinin tek yolu işte bu. Yoksa hayat onu mutlu etmenin peşinde hiç değil. Ne her sabah doğan güneş, ne geceleri gökyüzünde parlayan ay, ne yağmurlar, ne de kar, hiçbirinin cebinde mutluluk yok. İşte biz buradayız diyorlar sanki! İster mutlu ol, ister mutsuz, ister sevin ister kahrol, ister var ol, ister yok ol... Kimi bu güzelliklere baktıkça yalnızlığını, çaresizliğini, zayıflığını, her şeyin bir gün biteceğini, bu dünyanın nasıl da yalancı olduğunu görürken, kimi var olmaktan, yaşıyor olmaktan, henüz bir şeylerin bitmediğini hissetmekten mutluluk duyar.
Gördüğüm şu koskoca okyanus neyin nesiydi? Bu kadar su nereden ve nasıl toplanmıştı? Ben kimdim? İnsan hayvan, canlı cansız bütün varlıklar nereden gelmişlerdi? Bütün bu şeyler kendi kendine gelmiş olamazdı, mutlaka bir sahibi, bir yaratıcısı olmalıydı. Kimdi bu yaratıcı, kimdi bu güç! Güneşi gökyüzünde durduran kimdi? Geceyi gündüze, gündüzü geceye çeviren kimdi? Hayatı ve ölümü yaratan kimdi? Bu intizam, bu düzen tesadüfen olamazdı!
Ruhumun derinliklerinden gelen ses, bana bütün bu şeylerin ancak her şeye gücü yeten Allah tarafından yaratılabileceğini fısıldıyordu. Sonra içimden yüksek bir sesle haykırmak geldi.
-Tanrım sana inanıyorum ve seni seviyorum!