“Eğer bu dediğim işlerden ilmini istersen perhizkâr ve kanaatkâr ol, yani helâli ve haramı seçici ol ve açgözlü olma. Gönlünde ilim sevgisini sağlamlaştır, dünya sevgisini gider... Cefaya ve zahmete dayanıklı, gönlü şen ol. Gece uyumayı ve erken uyanmayı huy edin. Yazmaya ve okumaya (karşı) çok haris ol, yani yazmaktan ve okumaktan başka hiç bir şeye isteğin olmasın.”
Emin Işık’ın dili oldukça sade ve samimi. Okura yukarıdan bakan bir anlatım yerine, insanın kalbine dokunmaya çalışan bir üslup var. Bu yüzden kitabı okurken bir nasihat metni değil de, tecrübeli birinin sohbetini dinliyormuş gibi hissettim.
En çok etkilendiğim tarafı ise kulluk meselesini sadece ibadetler üzerinden değil, insanın hayatındaki bütün tercihleri üzerinden düşündürmesi oldu. Çünkü insan bazen özgür olduğunu sanarken aslında fark etmeden pek çok şeyin esiri olabiliyor. Kitap bana bu soruyu yeniden sordurdu: “Kalbimin merkezinde gerçekten ne var?”
Kitabı bitirdiğimde zihnimde yeni bilgilerden çok, üzerinde düşünmek istediğim sorular kaldı. Ve bazen bir kitabın en kıymetli tarafı da budur. Cevap vermekten çok, insanı kendi hakikatiyle baş başa bırakması…