Kendi neslimin birçok üyesi gibi Yüzüklerin Efendisi ve ardından Tolkien ile karşılaşmam, eksikleri-gedikleri ile beraber sinema tarihinin gerçek baş yapıtlarından biri olan film serisi ile oldu. O zamanlar oldukça çocuk bir yaşta, izlediklerim, hikâye, o enfes müzikler beni öylesine etkiledi ki böyle bir şey yapmak istiyorum dedim içimden.
Ardından çok geçmeden Tolkien ile tanıştım, ama okumayı hep erteledim. Üşendiğimden değil, doğru zaman ve doğru kitap anlayışına sahip olmaktan doğdu bu erteleme. Sizi bir şey kendinden alıkoyuyorsa daha vakit gelmemiş demektir. Kitabın beni çağırmasını bekledim. Nihayetinde o gün geldi ve seriyi okumaya başladım.
Okumadan önce evren hakkında epey bilgim vardı. Birinci ve ikinci çağları sular seller gibi biliyordum, tarihçi hafızası da işime yaradı tabii. Üçüncü çağın sonunu okumak, umut aradığım bir dönemde kısmet oldu. Üç kitap da bitti ve tek dediğim şu oldu: Böyle bir şey yazmak istiyorum ben. Bana ilham verdi, çalışmalarıma başlamama fırsat sağladı, hayal etmeme imkan tanıdı. Daha çok toy ve bilgisizim. Yeteneğim ise şüphe götürür cinsten. Ama umut.., harika bir yunan-roma efsaneleri ve yaratıcılık karması bir eserden ilhamla doğunun masalları, efsaneleri ile beslenmeye gidecek bir umut.
Öykünme ve taklit arasındaki o ince çizgiyi öyle güzel belirlemiş, her ayrıntıya o kadar dikkat etmiş ve karakterlerin kendi hikâyelerini oluşturmasına güzelce izin vermiş ki Tolkien, zamanında asil bir İngiliz profesörünü düşük görülen fantazi edebiyatına ilgi duyduğu için eleştirilen meslektaşları bile hatalarını itiraftan kaçınmamış.
Bu girizgâhtan sonra kitabı anlatmaktır asıl iş. Bende bıraktığı iyi izlenimlerden öteye gitmeyecek bu inceleme. İyi ve kötü arasında görülen o net ayrımın arkasında iyinin kırılganlığı göze çarpıyor. Kötü