''Parya'' diye bir kelime vardır. İnsan toplumunda bu kelime başarısızları, ezikleri, ahlaksızları belirtmek için kullanılır. Ben doğduğumdan beri kendimi bir parya gibi hissettim ve toplumun da böyle damgalanmaya layık gördüğü biriyle tanıştığımda her zaman derin bir şefkat duygusu hissederim. Şefkatim o kadar derindi ki bazen kendimi ona sessiz bir hayranlık duyarken yakalardım.
Beklentilerin aksine, tıpkı ürkek ve kolayca korkan insanlar nasıl şiddetli bir fırtınanın daha da güçlenmesini daha çok arzularsa, insanlardan tam bir korku içinde yaşayanlar, her zamankinden daha korkutucu ve korkunç canavarları kendi gözleriyle açıkça görmek için psikolojik bir ihtiyaç geliştirirler ama ne yazık ki insanlık denen canavar tarafından fazlaca yaralanan bu sanatçılar o kadar dehşete kapılmışlar ki sonunda görülere inanırlar ve canavarlar, doğanın öğle güneşinin acımasız parıltısı altında gözlerinin önünde canlı bir şekilde beliriverir.
Hayatım boyunca, birinin beni öldürebilmesini hatırlayabildiğimden daha çok defa diledim ama asla başka birini öldürmeyi düşünmedim. Bunu yapmanın, o korkunç insanlara bir nebze mutluluk verebileceğini düşündüm.
İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu.
O genç yaşımda, hizmetçilerden ve uşaklardan hüzünlü şeyler dinleyip bozulmuştum bile. Bir çocuğa böyle şeyler yapmanın, insanların işlediği suçlar arasında en alçakça olanlarından biri olduğunu düşünüyorum.