Beraber çıraklık yapmaya başladıkları günden beri aralarında kopmayan bir bağ vardı. İkisi birbirine karşı. İkisi dünyaya karşı. Hayatlarındaki her şey bu ikilik tarafından tanımlanmıştı. Yaşamak için ölmeleri gerekiyorsa, bunu beraber yapmamaları yanlış olurdu zaten.
“Irıs” dedi Roman, “ sen sevilmeye layıksın. Bu karanlıkta bile mutlu olmaya layıksın. Ayrıca merak ediyorsan söyleyeyim… Sen gitmemi istemediğin sürece hiçbir yere gitmeyeceğim, hatta o zaman bile benimle pazarlık yapman gerekecek.”
Düşünecek olursanız, umut her daim sessiz sedasız belirirdi böyle. Yaklaştığı fark edilmeden, gündelik hayat gibi, sabahlar gibi. Eğer beklerseniz mutlaka, yanıltmadan gelirdi…