Soba görmeden büyüyen ya da büyüyecek olan çocuklara üzülmüşümdür ben. Onlar hiçbir vakit bir sobanın üzerinde kaynayan çaydanlığın sesini işitmeyecek, demlikte pişen çayın kokusunu genizlerine bir tütsü gibi çekemeyecek, sobanın üzerindeki portakal kabuğunun kokusunu içine çekemeyecek, karlarla oynayıp evlerine geldiklerinde ıslak eldivenlerini onun bedenine değdiremeyecekler. Üzerinde pişen kestanenin ne sivri uçlu bir bıçakla çizilmesini görebilecek ne de gece vakti sobanın kapağından tavana yansıyan ateş dansını seyredemeyecekler.
Belki de tam manasıyla ısınmanın ne olduğunu bilemeyecekler.
#Alıntı
Yollara düşerse hiç durmadan, duy onu
Sar beni, sevginle aklanan bu kalp oyulmadan
Kırdaki köpek, o kuş vuranı bulmadan
Yaprağı ağaçtan hesap sormadan, gör onu
Bilsen, ne vardır onun içinde
Görsen de görmesen de ne fark eder?
Hiç gerek yok daha fazlasına
Zamanı tutmaya, fezaya uçmaya
Geride kaldılar (geride kaldılar), geride kaldı o günler
Sen varken taptığım kasvetli şehirler