Onun gözünde insan, sayısız duyu taşıyan bir varlıktı, içinde gizemli düşünce ve duygu mirasları taşıyan, bizzat etinde ölmüşlerin ürkünç hastalıklarının lekesini gizleyen, biçimden biçime giren karmaşık bir yaratık.
... aslında doğasına yabancı olduğunu bildiği bir takım düşünce biçimlerini benimseyerek, kendini bunların dolaylı etkilerine bırakıyordu. Sonra, deyim yerindeyse, onların rengini kaptıktan ve düşünsel merakını giderdikten sonra tuhaf bir ilgisizlikle peşlerini bırakıyordu.