Derimiz büyük ve boş bir sayfadır; bedenimizse bir kitap. Zaman, hikâyesini giderek yüzlerimize, kollarımıza, karınlarımıza, cinsel organlarımıza, bacaklarımıza yazar. Dünyaya gelir gelmez karnımıza büyük bir "O" yani göbek deliğimiz yazılır. Ardından yavaş yavaş diğer harfler belirir. Avcumuzun içindeki çizgiler. Cümle sonlarındaki noktalara benzeyen çiller. Doktorlar etimizi açıp ardından diktiğinde oluşan izler. Yıllar geçtikçe oluşan yara izleri, kırışıklar, benekler, ağaç dalları gibi görünen varisler bir hayatın hikâyesini anlatan hecelere benzerler.
İtiraf etmem gerekirse başkaları bir kitap okurken ne okuduklarını çok merak ediyorum. Otobüste, tramvayda veya trende etrafımdakilerin hangi kitabı okuduğunu anlayabilmek için boynumu uzatıp şekilden şekle giriyorum. İnsanları ellerindeki kitaplardan tanımanın mümkün olduğuna inanıyorum.
Uzağımızdaki ve farklı kültürleri öğrenmeye ihtiyacımız var çünkü onlarda kendi yansımamızı görürüz. Çünkü kendi kimliğimizi sadece başka kimliklerle karşılaştırarak anlayabiliriz.
Kendi hikâyemi bana anlatan, kim olduğumu söyleyen ötekidir.