Orada da mayolarını, şortlarını giymiş gençler, yasakları çiğneyip çimenlerde sevişen çiftler, arabalarında uyuklayan bebekler, sık sık gözlerini göğe kaldırıp güneşi, bir türlü gelmeyen, yaşamımıza yalnızca bir süreklilik halinde yerleşen yazın kızgın güneşini bekliyorlardı. Yaz, ortak bir sanrı gibiydi.
Kolay mı, çantamın içinde masmavi bir gökyüzü vardı
Kuzeyden güneye göçmen kuşlar uçardı
Selanik’te bir mısır tarlasında on yaşında Atatürk
Çantamda kız kardeşiyle kargaları kovalardı,
Onu üzdükleri için sevmedim bu kuşları hiç
Onu üzdükleri için karaydı renkleri mutlaka, sesleri çirkin
Çantamın içinde “At at tut” Çantamın içinde “Ali okula gel”
Bir gün devamsızlığı olmadı Ali’nin oysa
En erken o gelirdi
Hatta sobayı bile yaktığı olurdu biz gelmeden
Anlamadım gene de hep “Ali okula gel” dediler çok mu severlerdi bilmem Ali’yi, askerde bir okulun adına onun adını verdiler
En çalışkan bir Ali vardı bir de ben.