Yaza Yolculuk

8,4/10  (14 Oy) · 
52 okunma  · 
11 beğeni  · 
1.210 gösterim
Yaza Yolculuk'ta öğretilen basmakalıp değer yargılarının yeniden gözden geçirilmesi, kişinin kendine ve yaşadığı yere dönüş yolculukları yaz mevsiminin aracılığıyla anlatılıyor. 
1987 Sait Faik Öykü Ödülü'nü kazanan kitap, yazarın iç yolculuğunun, iç hesaplaşmalarının en güzel örneklerinden biri olma özelliğini de taşıyor.

Ödüller: 1987 Sait Faik Öykü Ödülü 
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2016
  • Sayfa Sayısı:
    88
  • ISBN:
    9789750810916
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 19 Haz 21:07 · Kitabı okudu · 11 günde · 10/10 puan

Bu sabah hava durumunda gerçek yazın yarın başlayacağını söyledi sunucu: uzun zamandır aralıklarla süren yağışlar ve sağanaklar, bulutlar artık sonbahara dek kayboluyormuş gözden, beklenen ve özlenen Afrika sıcakları kapıdaymış... annem sevindi, sıcağa çok düşkün çünkü. Bahçedeki ağaçları düşündüm, çok geçmeden susuzluktan yılacaklar, bitap düşecekler. Her gün su versem bile pek birşey değişmeyecek.

Ben yazı sevmiyorum. İstanbul'da yazın güzel olduğu dönemler, otuz sene öncesiydi belki. Hani kışın haftalarca sürdüğü, karın siyaha kestiği, çamur ve karın içiçe geçtiği o uzun haftalardan sonra, ılık ve kemik ısıtan, ışıltılı güzel baharın ardından küçük adımlarla gelen o yaz: denizi masmavi, suyu temiz ve berrak, şeffaf, hepimizin plajlara koşuştuğu ve hacı amcanın plajın önündeki mayo standında çalışmıyorsak kumplaja daldığımız, denizde bata çıka açıldığımız o çocukluk, ergenlik günleri, işte o zamanlardı yaz mevsimi, ve o zamanlar güzeldi, ya da ben öyle hatırlıyorum, çünkü çocukluk ve ergenlik hayatımda hayata, dünyaya ve zamana oradan bakıyordum, ama şimdi, artık şu yaşımda geriye dönerek, gözlerimi de kısarak baktığımda, seneler art arda, fazla birşey göremiyorum: yazları sevmiyorum, güneşi sevmiyorum, yaz aylarında hatta daha bahardan sıklaşan mangalcılar ve tepelerden inenlerle huysuz bir ihtiyar olma yolunda attığım adımlarımla bana hepsi aynı şeyi hatırlatıyor: çocuklu aileler, güneş gözlükleriyle afili babalar, eşlerine sevgiyle bakan kadınlar, sahilde yavru kedilere birşeyler veren çocuklar, az ilerde denizden yunuslar geçerken merakla ve çığlıklar atarak hemen fotoğraf çeken yeniyetme sevgililer... parıldayan ve sıcacık güneşin altında hepsi ışıl ışıllar. Bu mutluluk hissi ve bu cıvıl cıvıl hayat güneşe yakışıyor: güneş betonu ve toprağı, hepimizi öldüresiye ısıtırken, nazlı bir sevgilinin kaprisi gibi boyun eğiliyor, katlanılıyor ona; her yerden ama her yerden hayat fışkırıyor. Gölgelere çekilen tek ben değilim elbette, önceden giden herkes gibi, nihayetini merak ederek ama bir yandan da kabullenerek elimde kitabımla oralarda olacağım elbette...bir iki haftaya.

ama şimdi... şimdi koca kara bulutlar ve onların yağmur dolu elleri salkım saçak iniyor her bir yana, ve deniz mavi değil, griden açık siyaha açıp sönerek bakıyor, uzanıyor önümüzde. Sandallarda inatçı adamlar var, iki sevgili el ele yürüyor yağmuru umursamadan. Bu loşluk, ışıksız bu grilik, karaya yakın bu beyazlık öyle güzel ki, kendimi öyle iyi hissediyorum ki burada, çayım da aralıklarla geliyorsa, ve kimse bana ilişmeden kitabımı okuyorsam, tebessüm etme zorunda olmadan, şakalardan uzak, içimde katmer katmer birikmiş yaşlarımla ben ve kitabım bu sonsuza dek sürsün istediğim gölgeli diyarda kalabilsek keşke diye ümit ediyorum. Ama hayat var. İşler var. Güçler. Meseleler. Bitirilmesi gereken nice şey. Kitabı bu halde bitirdim işte. Tomris Uyar'ın ilk kitabını da karanlık bir günde, akşam üzerimize inerken okumuştum. Dizboyu Papatyalar, diz boyu hüzün ve kederle sarmalamıştı beni. Bir güz kitabıydı, bir ilk kış kitabıydı o. Yaza Yolculuk kitabıysa yaza sıkışmış, neşeli görünen ama keder ve bezmişlik, yarım kalmışlık dolu hikâyelerle dolu. Otuz yıl önce yazmış Tomris Uyar bu hikâye kitabını. Otuz sene sonra buluşmuşuz ve ne güzel ki benim gibi yaz'ı sevmeyen ya da sevemeyen bir kalemin hikâyesi bu kitaptakiler. O otuz sene öncesinde geçmişiyle, bozulmuş yıpranmış ilişkilerle hesaplaşırken ben de geç gelen bahara veda etmiş oldum, bu yağmurlara, bu büyük siyah bulutlara. Yaz Şarabı, Küçük Kötülükler, Düzbeyaz Bir Çağrı adlı hikâyeleri birkaç saat zihnimde dolandı, onları arada sırada yeniden okumak için bir kenarına not ettim zihnimin. Bir iki saat daha oyalandım tek başıma, yağmur durduktan sonra, bir an için bulutlar aralandığında kalktım yerimden ve eve döndüm.

Mahallemiz artık inşaat şirketlerinin ve demiryolu çalışmalarının beraber hunharca ter döktüğü dev bir inşaat sitesine dönüştü. 45 senedir yaşadığımız yerde, artık güneş göremeyeceğimiz yükseklikte binalar yapıyorlar hemen yanıbaşımızda. Yeni yapılan evlerdeki kiraları duyunca inanamıyor insan. Yüzlerce işçi görüyoruz her gün, toz toprak ve beton arasında koskoca ömrümüz ve hikâyemiz başka birşeye dönüşüyor, ufalanıyoruz besbelli.Yazarın anlattığı küçük kötülüklerdeki serzenişi düşünüp ne kadar masum buluyorum onu. Burada büyük kepçelerle götürülüyor toprak ve hikâyemizin eski mekânları. Az ileride yıkılacak yeni binalar boşaltılıyor. Sıra henüz bizimkine gelmediği için bahçemizle biz cennetten bir köşe gibiyiz, her gün bir başka yabancı görüyoruz ama: bir gün araplar, bir gün iranlılar, bir gün çinliler geliyor, yardım etmek istiyorum, el sallıyorlar tebessüm ederek. Üst katta apartman yöneticisi Yurdagül abla balkondan uzanıyor hafifçe, ne olacak sonumuz diyor, hepimiz yaşlandık, kırk beş küsur senedir burada hep beraber yaşayan bizler, yaşlandık, Veli amca yürüyemiyor artık, kapı komşumuz Resmiye teyze kapıda beni görünce daha iyi misin, diye soruyor, Aynur abla Amerika'ya taşınmaya karar vermiş, Nüveyra teyze ise burası yıkıldıktan sonra bir daha nasıl göreceğiz birbirimizi ,diye soruyor. Her zaman çok duygusal bir kadındı.

İftara bir saatten az kaldı. Annem önce olmaz dedi, ama tohumları alalı üç gün oldu, hem o da yanımda olsun istiyorum. Elimizde su ve tohumlar, aşağı iniyoruz. Tren yolunun genişlemesi sebebiyle apartmanın önünden istimlâk edilen yer bizi doğrudan bahçeye inmeye zorluyor: dağınık, çöplerin de karıştığı, karman çorman bir yer bahçemiz bizim, aralara beton parçaları bile düşmüş durumda artık. Annemin elini tutuyorum, alışık değil o, sağdan soldan uzanan ağaç dalları, dikenli dikensiz çiçekler ve yer yer yemyeşil, yer yer yolunmuş, koparılmış çimenler arasında yürüyoruz; burasının adını annem bilmiyor elbette, ama burası Kral Luis'in küçük elleriyle çiçeklere dokunarak yürüdüğü ve bir gün acıyı keşfeden abisinin ona hayatı öğrettiği orman işte, başlarını yukarı kaldırırlarsa Luciano'yu, az ileri bakarlarsa koşumlarıyla mazlum ve masum bekleyen Minguinho'yu gördükleri yer. Ben de annemin elini tutarak çimenlerin üzerinden ya da yanından, sağdan soldan düşmüş çöplere, kağıt parçalarına çarpmadan yürümesi için yardım ediyorum. Beraber dalları neredeyse bizim balkona değecek olan çirkin incir ağacının hemen önünde büyükçe taşlarla etrafı çevrilmiş çemberin yanına gidiyoruz. Eğilip bekliyorum biraz. Annem susuyor, hem ağlamasını istemiyorum. Paketi açıp tohumları çıkarıyorum ve toprağı eşeliyorum iyice... küçük küçük yeşil fidanlar var, minik minik...tohumları arka arkaya küçük çukurlara yerleştiriyorum. Annem kızıyor hafiften, aksileşecek birazdan, yorulmak istemiyor çünkü, bu yüzden altı küçük çukur kazıp tohumları koyduktan sonra üzerlerini örtüyorum.

İşte bu, senin hayatındı. Herşey senelerdir korktuğum gibiydi. İşte bu da benim hayatımdı. Hiç bir şey beklediğim gibi değildi. Hepsi bir çırpıda geçiverdi.

Yarın yaz geliyor. Her yer güneş olacak. Odamda perdeleri çekip oturacağım. Yeni bir kitaba başlayacağım hem. Edebiyat tesellidir, değil mi? Yarın her yere güneş vuracak; betonlara, yeni binalara, eski binalara, yollara, bahçemize, ağaçlara, inatçı incir ağacına ve toprağa. Kırmızılı sarılı çiçekler açacak, öyle yazıyor, ancak gölgede büyüyormuş bu çiçekler. Boyları on beş yirmi santim uzuyormuş. Bakana huzur ve rahatlık hissi veriyorlarmış. Annem, herşey güzel olacak, diyor; hayat böyle, diyor. Buruşuk elleri, masmavi gözleriyle toprağa bakıyor, başını ağaçların çok olduğu kısma çeviriyor. Ağlıyor, biliyorum, görmemi istemiyor. Ben de başımı çeviriyorum, onu huzursuz etmemek için. Yengem pencereden seslenene dek, sessizce, hiç konuşmadan, bahçede, taşların üstünde oturuyoruz.

Aykut 
 01 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yine bir Tomris Uyar klasiği; belirli aynı olgular ile farklılaşan insanları değerlendirmek. Bu eserde de adından anlaşılacağı üzere bir yaz teması var. Ama bu eser diğerlerinden biraz farklı. Yaz mevsiminin teması ile insanın kendi iç dünyasına bakışını, geçmişe dönüşlerini anlatıyor. 1987 Sait Faik Öykü Ödülü'nü kazanmış bu eser, insanın iç dünyasına daha çok odaklanıyor. Kitabın her ne kadar başlarında "tozpembe yaz" teması varsa da sonlarındaki öykülere geçerken bu tema bir "iç hesaplaşma" oluyor. O çok beklenilen yaz mevsiminin insana artık sanıldığı gibi mutluluk değil, bir "tekdüzelik", bir yaz sıcağından değil de, iç sıkıntısından bunalma havası getirdiği anlatılıyor. İnsanın yalnızlık hastalığını çekmesi için illa ki yalnız kalması gerekmediğini, çevresindeki insanların soğukluğu dolayısıyla da bu hastalığı çekebileceğini ve bu hastalığa yakalanan birinin o yeni umutlarla dolu yaz mevsimini dahi çekilmesi gereken bir "zorunlulukla" karşıladığını çok yalın bir dille anlatmış Uyar. Kişinin yaşadığı zaman dilimi (o anda) yaz mevsiminde bile olsa, hayallerinde ve düşüncelerinde yaza; o umutlu mevsime yer yoksa, kıştan bile beter gelir yaz mevsimi. Bazıları da kışı sever, o da ayrı konu. Sözün özü, okunası bir öykü kitabı bu, Tomris Uyar'ın diğer eserleri gibi. Yaz mevsiminin aslında o denli parlak olmadığını (bazı insanlara göre) anlatan mükemmel bir eser.

Resul Can Erol 
11 Mar 05:56 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Yaz yalın mıdır? Peki ya çetrefilli ilişkiler sizi yazın tadını almaktan alıkoyarsa. Boğulabilir mi bir insan yazın denize girmeden? Anlatımında farkli bir hava üfleyen yazar Uyar, bir gerçeğe dokunuyor. Tavsiye ederim

gökçe türkkan 
01 Nis 18:30 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Tomris Uyar'ın okuduğum ilk kitabı. İçindeki öyküler, gerek karakterleri, gerek duygu durumları çok iyi anlatılmış. Okumanızı öneririm.

BestReader 
25 Tem 10:35 · 7/10 puan

Hikayeciklerden oluşan bir kitap. Daha çok hayatın belli kesitlerini anlatıyor birçok şeyi de söylemiyor sizin hayal gücünüze bırakıyor. Betimlemeler, söz sanatları hoş olmuş, yavaş yavaş okuyup tadını çıkarabiliyorsunuz. Bir de kitabın nerdeyse tüm karakterleri alkolik, son sayfalarda sarhoş olduğumu hissetmeye başladım.

Kitaptan 21 Alıntı

Asiye-Melikşah 
03 Nis 19:24 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ölüme yaklaştıkça insanın yüreği daha da insancıl duygularla,iyilikle dolup taşar.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 49 - can)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 49 - can)
Muzaffer Akar 
31 Ağu 22:49 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Sanki Ortadoğu'da savaşlar yoktu, sanki hiçbir yerde bir baskı rejimi kurulmamıştı, sanki insanlar evlerinden koparılıp bilinmedik yerlere götürülmüyorlardı. Sanki işsizlik, açlık olgusu gözümüzün önünde değildi.

Düşünmek istemiyorduk. Erteliyorduk...

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 13)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 13)
Asude 
23 Haz 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yaşamak, gitmek demek onun için. Yeryüzü, iki deniz arasında bir nokta demek, iki kent arasında bir istasyon.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 27)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 27)
Muzaffer Akar 
 31 Ağu 22:53 · Kitabı okudu · 9/10 puan

...ki gülümsemişti.

Kıyıcı bir erkeğe tutulup onun ardısıra nerelere, nerelere sürüklenmiş bir kadının ikiye bölünmüş gülümsemesi: Hüzünlü, esrik, al, solgun, hasta, dirençli, incinik, atak, ama hep yarım.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 24)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 24)
Asiye-Melikşah 
03 Nis 18:44 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sanki Ortadoğu'da savaşlar yoktu,sanki insanlar evlerinden koparılıp bilinmedik yerlere götürülmüyordu.Sanki işsizlik,açlık olgusu gözümüzün önünde değildi.Düşünmek istemiyorduk.Erteliyorduk.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 13 - can)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 13 - can)
Asiye-Melikşah 
03 Nis 20:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İçimi kaçınılmaz bir dönüş yolculuğuna hazırladığımın farkındayım.Nicedir kafamı kurcalayan soruların yanıtlarını ancak bir yolda giderken bulabilirim belki.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 103 - can)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 103 - can)
Aykut 
01 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Duvar saati bozuldu. Başka saat de yok evde. Saat kullanmaya bir türlü alışamadım. Fakültedeyken de başkalarına sorardım hep. Senin deyişinle, zamanın geçmesinin sorumluluğunu onlara yüklerdim.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 84 - Yapı Kredi Yayınları)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 84 - Yapı Kredi Yayınları)
NâMütenâhi 
25 Mar 16:17 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ama uyanıkken de karabasanlar görüyorum. Siyah-beyaz renksiz düşler.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 70 - YKY)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 70 - YKY)
gökçe türkkan 
31 Mar 17:39 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

"Alınabilecek her hakkın yüzyıl süreyle ertelendiği bir ülkedeydim."

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 18)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 18)
NâMütenâhi 
27 Mar 18:54 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Körlüğün en kötü yanı güzel kadınları görememek.

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 78 - YKY)Yaza Yolculuk, Tomris Uyar (Sayfa 78 - YKY)
3 /