Yarın olduğunda ise yaşamla ilgisi kalmamış
bir kitabın unutulmuş sayfasındaki isimlerden ibaret olacak ve değerleri hakkında yanıldığımız varlıkları, bir saatliğine dahi olsa boşu boşuna sevmemiş olmayı dileriz.
İnsan, başka şey düşünen kimselerin uzak bakışlarını görünce diğer mesafelerle bunu karıştırmanın imkânsız olduğunu anlar. Ne olmuş yani? Okuduğum kitap tam olarak da bu değil miydi? Kitaplardaki bu varlıklara, hayatımızdaki olaylardan daha çok dikkatimizi verip şefkat gösterirdik. Etrafımızdaki kişilere onları ne kadar sevdiğimizi söylemeye cesaret edemezdik.
Yine nafile yere odanın içine veya dışarıya göz gezdirirdim çünkü asıl aradığım yalnızca bir ruh uzaklıktaydı ve bu uzaklık diğerleri gibi fersah ya da metreyle ölçülemezdi.
Daha sonra, en son sayfayı da okuyup kitabı bitirirdim. Gözlerimin çılgın yarışını ve onları takip eden, yalnızca derin bir iç çekmek için ara veren içimdeki sesi durdurmak zorunda kalırdım. İşte o zaman, uzun süredir alevlenmeyi bekleyen kargaşayı başka devinimlerle sakinleştirmek için kalkar, yatağım boyunca yürümeye koyulurdum.