Kızınızın dönüp dolaşıp kendisini yine mağdur duruma sokmasını, her yerde ezildiği bir döngüden bir türlü kurtulamamasını, hep haksızlığa uğramasını, kendisini koruyamamasını istiyorsanız, ona hiç kimseyi incitmeme gerekliliğini aşılamanız yeterli.
Jean-Paul Sartre "Kendi özgürlüğümüzü hissettiğimiz oranda başkasının özgürlüğüne saygı duyarız; başkası bizden ne kadar çok şey beklerse, biz de başkasından o kadar çok şey bekleriz." diyor.
Nitekim küçük yerlerin gelişmesini önleyen şey de "başkaları" düşüncesidir. Bu kısır döngü, küçük yerlerin çoğu zaman kültürel açıdan da küçük kalmasına, körü körüne bir "biz" düşüncesini güçlendirmesine neden olur.
"Başkaları" diye bir endişeniz olduğu zaman, o "başkası"nın yada genel olarak "başkaları"nın seviyesinin, bütün gün dükkanın önündeki bir iskemlede oturup gelip geçeni seyreden bakkal Hasan Efendi yada dedikodudan başka pek bir işi olmayan Ayşe Teyze olduğunu hatırlayın.
Bir kadının evlendiğinde, kendine ait bir ismi, kimliği yokmuş, hiç olmamış gibi, ismi o kadının kimliğinin önemli bir parçası değilmiş, kadın daha önce hiç kimseymiş gibi kocasının soyadını alması, bundan daha mı az korkunç?