Uzun zamandır hiç bu kadar Ankara bir kitap okumamıştım. Aslında ilk altmış sayfa ben ne okuyorum olay ne bu küçük kız ne anlatıyor derken sonrasında kitap açılıyor demek çok yerinde bir söylem olur. (Farklı kişilerden aynı olayı dinlemekse beni alıp Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler romanına götürdü. Tabii ki Ankara, Mon Amour daha önce yazılmış bir kitap ama hoşuma gitti bu yöntem.)
Farklı kişilerin anlatımı aynı olayın gölgesinde sunuluyor bize.
Gözüm hep bir aşk aradı. Çünkü bunun sinyalleri oldukça çoktu kitabın başlarında. Sonrasında aradığım aşkı da acıyı da buldum.
Yazar dönemin koşullarını bir çocuğun penceresinden göstermeyi tercih ediyor. Çok sert bir dili ya da tavrı yok. Ankara betimlemeleri çok iyi. Emel, Sakarya Caddesinde bir kitapçıdayken sanki onunla birlikte ben de oradaydım. Bu dili bu yumuşaklığı ve bu yalınlığı sevdim.
Gelelim aradığım aşka..
Keşke Gülay’dan da dinleyebilseydim olayın aslını ama maalesef.
Ömer o kadar iyi anlatıyor ki aşkı ve aşkını yitirmenin ağırlığını. Ömer’in bölümünü okurken yüreğinizde bir ağırlık hissediyorsunuz. Elinizde olsa Gülay’ı diriltirsiniz.