Bu dünyadaki yaşam daha yüksel bir amaca hizmet eder; kuşkusuz bu amacın ne olduğunu tahmin etmek kolay değildir. Ancak bu amaçla insan doğasının mükemmelleştirilmesinin hedeflendiği kesindir. Bu yücelmenin yöneldiği amaç, belki de zamanın akıp gidişi sırasında kendisini gövdede bu kadar yavaş ve isteksizce koparıp ayırmış olan insanın manevi kısmı, yani ruhudur.
Yaşam, birey için de katlanılması güçtür. İçinde yerini aldığı uygarlık, bireye belirli bir ölçüde yoksunluğu zorla kabul ettirir. Diğer insanlar, bireye, uygarlığın ahlakı kurallarına rağmen ya da uygarlığın kusurları nedeniyle belirli bir ölçüde acı çektirirler. Buna doğanın birey üzerindeki incitici etkileri -birey buna Kader adını verir- eklenir.
Bu durumun bireyde sürekli bir bunaltılı bekleyiş hâline ve doğal narsisizminde ağır bir zedelemmeye yol açacağı düşünülebilir.
Eğer bir kültür, o kültüre ait insanların bir bölümünün doyumunun bir başka ve olasılıkla daha büyük bir bölümünün ezilmesine bağlı olduğu bir noktayı aşamamışsa ki, günümüz sosyal kültürlerinin tümünde olay budur; ezilen insanların, varlığını kendi çalışmalarıyla mümkün kıldıkları ama zenginliğinden çok küçük bir pay aldıkları bu kültüre karşı yoğun bir düşmanlık duygusu geliştirmeleri anlaşılabilir olmaktadır. Bu türden koşullar altında, ezilen insanlar arasında kültürel yasaklamaların içselleşmesi beklenemez.