Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Parmaklarını tuşlara bastırdı, notaların sesi yükseldi. Hoş bir sesti -minör gamın olması gerektiği gibi melankolik, ama yine de ahenkliydi. Ancak yeni bir yaratı değildi. Bir konumu, öncesinde de sonrasında da kendisini aşmasına sağlayacak bir özelliği yoktu; oyunun öyküsünü aktaramayan kopuk bir sahne gibiydi.