Bir dilin canlılığı, kullanıcılarının o dili ne ölçüde zengin ve yaratıcı biçimlerde kullandığıyla ölçülür. Bu ölçüt esas alındığında sosyal medya ortamlarında dolaşan Türkçenin gitgide daralan bir sözcük dağarcığına, yüzeyselleşen bir söz dizimine ve kalıplaşan ifadelere mahkûm olduğu gōrülmektedir. "Harika, süper, çok güzel" gibi birkaç sıfatın onlarca farklı deneyimi tanımlamak için birbirinin yerine kullanılması, duygu skalasının giderek daralmasının değil yeterli sözcüğe sahip olunmamasının ya da uygun sözcüğün aranmamasının sonucudur. Öte yandan İngilizce kökenli ifadelerin fonetik olarak Türkçeye eklemlenmesi, yabancı sözcüklere salt yeterliliğinden değil bir kültürel prestij simgesi olarak başvurulmasından kaynaklanmaktadır. Kuşkusuz her dil dış etkilerle değişir ve bu doğaldır. Ama asıl sorun bilinç sizliktir. Yazıyı düşüncenin değil beğeni kaygısının belirlediği bir ortamda dilin derinliği yerine hızı ödüllendirilmektedir. Bu hız ise büyük olasılıkla dilin en pahalı bedeli olacaktır.