"Atlas Okyanusu'nun dibinde bir kitap yatıyor. Anlatacağım, işte onun hikayesi."
Kitabım herkes tarafından bilinen Titanic'te kaybolması ile başlaması ilgiyi üzerine topluyor.
Dört kitaptan oluşan bölümde temel karakterler Ömer Hayyam, Benjamin O. Lesage ve Rubaiyat.
Ömer Hayyam'ın hayatından bir kestin anlatıldığı ve Rubaiyat'ı hangi koşullar altında yazdığı anlatılan iki bölüm bizi söz konusu kitabın yolcuğu hakkında merak duymaya itiyor doğrusu. ÖMER Hayyam ve Hasan Sabbah'ın tanışması, Nizamülmülk ile aralarında geçen üçlü olaylar gerçekten ilgi çekici şekilde kaleme alınmış.
Gayet yakınımızda olmasına rağmen bilmediğimiz bir coğrafya hakkında yaşanan olaylara tanıklık eden kişileri okumak romanın ilk iki bölümünü etkileyici kılıyor.
Romanın Benjamin O. Lesage'ın ağzından yazılan son iki bölümde daha çok siyasi olaylara yer verilmiş. Tarihi kurgudan biraz uzaklaşılıp siyasi olaylara, yer vermesi kimi okuyucu için daha az ilgi çekici olsa da, benim için ilk kısım kadar etkileyiciydi. Kendi tarihimizde fetih olarak gururla andığımız olayların coğrafyada yaşamış kişilerce nasıl yorumladığını okumak etkileyiciydi. Tüm olayları tek bir cümleyle yorumlayan Şirin'in şu sözleri beni gerçekten etkiledi: "İran talihsiz bir yelkenliyi hatırlatıyor bana. Tayfalar sürekli yelkenlere yeterince rüzgar dolmadığından şikayet ediyorlar. Sonra birdenbire sanki onları cezalandırmak ister gibi, Allah bir kasırga gönderiyor üstlerine."