"Bedenin insanın anlamına dahil olmadığı" sözünü, başta beyin ölümü kararım veren hekimlerimiz olmak üzere, kanun yapıcıların da dikkate alması ve unutmaması gerekir.
"Ölüm, felsefenin yegane sahih ilham perisi veya yaratıcılığın efendisidir," diyen Arthur Schopenhauer, 18. yüzyılın en dikkat çeken düşünürüdür. Ölümü anlatmaya akıldan başlar. "Akıl, ölümün korkutucu kesinliğini bilme durumu yaratır," der.
Toplumsal yaşamın gündelik akışı içinde ve kültürel dünyanın yansıtmalarında, görsel ve yazılı medyada, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde sabahtan akşama kadar ölümün temsilleriyle karşı karşıya kalırız ama hiçbirinde ölüm insanın kaçınılmaz sonu değildir. Görüntülerin hiçbiri, doğal bir süreç olan ölümü, hiçbiri eceli, hiçbiri faniliği içermez. Tersine hepsinde ölüm olağandışı bir olay, bir aşırılık, bir sapma, bir facia, bir skandal olarak temsil edilmiştir. Ölüm bilincini bastırarak gündelikleşen ve dolayısıyla güdükleşen toplumsal hayat, ölümün tüm hatırlatıcılarının içeriğini boşaltır, doğallığından arındırır, dışsallaştırır; ölüme, marazi, arızi, yaşamla organik bir ilişkisi olmayan neredeyse bir tür tatsız kaza süsü verir.