Bu bahtsız hayat süresince durmaksızın çevremizi saran sayısız hastalıklar sürüsünü, hiç durmadan bizi tehdit eden kazaları, birdenbire bizi ezen sakatlıkları: en tatlı anlarımızı hep berbat eden o acı zehiri buna katınız. Fakirlik, hapis, alçaklık, utanç, azap, pusu ihanet, dava, hakaret, hile... gibi, insanın hemcinsinin başına sardığı belalardan henüz söz etmedim... Fakat nasıl saymalı?... Bunlar denizin kenarını kaplayan kum taneleri kadar çoktur. Hangi cinayetlerden dolayı insanlar bu belalara layık oldular? Hangi kızgın tanrı onları bu sefalet uçurumunda yaşamaya mecbur etmiş olabilir? Bunun hakkında ne düşündüğümü söylerdim ama, onu şimdi yapmaya izinli değilim. Kesin olan bir şey varsa, bütün bunlar üzerinde ciddiyetle düşünecek bir insan,