Çan ona vaktin ne kadar ilerlediğini hatırlattı, fakat aynı zamanda zor bir saatin sonunu da cömertçe gösterir gibiydi. Sesli sesli nefes aldı, dudakları sımsıkı yumup kaleme sarıldı...
Siyah bir lüle, solgun görünen yanağının üzerinde dalgalanıyordu, çocuksu dudaklarıysa uykuda aralanmıştı... Karım! Sevgilim! Hasretime dayanamayıp mutluluğum olmak için mi geldin yanıma?
Özgürlük... Sahiden kendisisinin özgürlük anlayışı onların sevindiklerinde anladıklarından hem daha az ve hem daha çoktu. Özgürlük... ne demekti bu? Prensin tacı önünde az biraz vatandaşlık kıymeti değil ya? Zihnin bu kelimeyle neler demeye cüret ettiğini hayal ediyor musunuz? Neyden özgürlük? Neyden olabilir ki daha? Belki de mutluluktan, insanın mutluluğundan, bu ipeksi zincirden, bu yumuşak ve hoş yükümlülükten bile...